kpssokulu.com bilgisayarokulu.net acikogretimsitesi.com netpamarket.com Ana Sayfa - ingilizcedershanesi.com
   

 
 Ana Sayfaya Geri Dön
 

İngilizce Sorular ve Cevaplar :

*SORU 54*

 
Soru:
Who reported the crime?
Yukarıdaki cümle simple past tense de normal bir soru cümlesidir. Ancak ben şimdiye kadar simple past tense de soru yaparken did kullanıldığını biliyordum. Noun clause falanda değil düpe düz soru cümlesi bu nasıl oluyor? Arkadaşlara falan sorduğumda sen burada "who did..." diyemezsin mecburen böyle kullanmalısın dediler ama neden?

Hakan Yalçın / Osmaniye


Cevap:
Güzel bir soru! Bu cümlede who ile özneyi sormaktayız, bu durum sadece geçmiş zaman için geçerli bir durum değildir, tüm zamanlarda eğer özne soruluyorsa yardımcı fiil kullanılmaz, Aşağıdaki 3 örnek cümlede özne sorulmaktadır:

Who cooks the dinner in the restaurant? (does kullanılmaz)
Who cooked the dinner in the restaurant? (did kullanılmaz)
Who is cooking the dinner in the restaurant? (is fiilden önce)

Şimdi, do, does, did vs gibi yardımcı fiiller özne ile ilişkilidir, eğer bir soru cümlesinde özne varsa bu yardımcı fiiller özneden önce gelir. Yukarıdaki WHO soruları özneyi sorduğu için yardımcı fiil kullanmadık, WHO sorusunu biz aynı zamanda ŞAHIS NESNE'sini sormak için de kullanırız.

Who does he tell the story? (Hikayeyi kime anlatır?)
Who did you ask the question? (Soruyu kime sordun?)
Who are they having lunch with? (Öğle yemiğini kiminle yiyorlar?)

Yani, özne soruluyorsa yardımcı fiil kullanılmaz çünkü özne yoktur, nesne soruluyorsa kullanılır cünkü özne vardır.


 

 
*SORU 53*

 
Soru:
"Japanese army should not take up any position in that war" cümlesi '' japon askerleri bu savaşta yer almamalıydı '' anlamına gelirmi?

Ayşe Düzyol / Konya


Cevap:
Hayır o anlama gelmez. "Japanese army should not take up any position in that war" cümlesindeki anlam şudur. "Japon askerleri o savaşta yer almamalıdır." "yer almamalıydı" ifadesini modal verb3 ile verebiliriz yani cümle şöyle olmalıdır: "Japanese army should not have taken up any position in that war"

Örnek cümleler:
You should study for your examination. (Sınavın için çalışmalısın.)
You should have studied for your examination. (Sınavın için çalışmalıydın.)


 

 
*SORU 52*

 
Soru:
"used to" kullanım alanlarını ve ne şekilde kullanıldığını bana açıklarsanız çok memnun olurum. Şimdiden teşekkürler.

Ferhan Demircan / Istanbul


Cevap:
Used to, geçmişte yapmayı alışkanlık haline getirmiş ancak şu anda artık yapmadığımız eylemleri anlatmak için kullanırız. 'Used to' dan sonra eylem yalın haldedir.Geçmişteki alışkanlıkları ifade ettiğimiz için soru yaparken did , olumsuz cümlelerde de didn't yardımcı fiilini kullanırız. Ayrıca olumsuz ve soru hallerde used to değil use to kullanırız.
Örnekleri inceleyiniz:
I used to drink milk every night but now I don't. (Eskiden her gece süt içerdim ama şimdi içmiyorum.)
Did you use to do your homework when you were a student? (Sen öğrenciyken ödevlerini yapar mıydın?)
He didn't use to smoke but now he smokes 20 cigaretes a day. (Eskiden sigara içmezdi ama şimdi günde 20 sigara içiyor.)


 

 
*SORU 51*

 
Soru:
Merhabalar, Present Perfect ile kullanılan for ve since'li cümlelerde eylemin şimdi de devam etmesi gerekir mi? Örnekle açıklarsak: We have had terrible weather for two days cümlesinde kötü hava hala devam mı ediyor yoksa bilinmeyen bir zaman da eylem tamamlanmış mıdır? (İki gündür kötü hava geçiriyoruz veya iki gün kötü hava geçirdik)
Başka bir örnek: He has lived in London for ten years cümlesi, özne şu anda Londra'da oturuyor olabilir (10 yıldır Londra'da oturuyor) şeklinde mi ya da geçmişte Londra'da on yıl yaşadı şeklinde mi yorumlanmalıdır?
Özetle eylem şu anda da sürekliliğini sürdürüyor mu, sürdürüyorsa Present Perfect ile kullanılan for ve since'in, present perfect continuos ile kullanılan for ve since'den farkı nedir? Çok teşekkür ederim yanıtlarsanız, gerçekten kafam çok karışık.

Özgür Gök / Istanbul


Cevap:
Present perfect Tense ile iki farklı kullanım söz konusudur. Kafanızı karıştıran şey bu farklılıktır. Verdiğiniz iki cümle bu farklı kullanımın örnekleridir.

Present Perfect Tense ile ;

1- geçmişte başlamış ama ŞİMDİ bitmiş, etkisini şimdi devam ettiren eylemleri anlatırız. (Birinci örnek cümlede olduğu gibi, iki gün kötü hava geçirdik ve şimdi bitti ama etkisi hala üstümüzde.) Başka bir iki örnek:
 
  • I can't find my key. I have lost it. (Anahtarımı bulamıyorum. Onu kaybettim.) (Şu anda kayıp.)
     
  • She has done her homework. (Ödevini yaptı.) (Şu anda ödevi bitmiş durumda.)

    2- geçmişten şimdiye kadar yaşamış olduğumuz tecrübeler, olaylar, eylemler. Yani hayatımızda yaşadığımız şeyler. (İkinci cümle buna örnektir. O hayatında 10 yıl gibi bir süre londra'da yaşadı. Şu ana kadar on yıl geçti.) Bu konuya uygun bir iki örnek cümle:
     
  • I have been late for work three times this week. (Bu hafta şimdiye kadar işe üç kez geç kaldım.)
     
  • I have traveled many countries in Europe. (Avrupada şu ana kadar pek çok ülkeye seyahat ettim.)

    Present Perfect Continuous Tense ile geçmişte başlamış ve halen devam etmekte olan ve devam edecek olayları ve eylemleri anlatırız.
     
  • I have been learning English for two years. (İki yıldır ingilizce öğrenmekteyim.) (Öğrenme devam ediyor ve devam edecek.)
    Since ve for her iki zaman için kullanılabilir ve bu iki zamanla kullanılan since ve for aynı şeyi ifade ederler, hiç bir farklılıkları yoktur.

     
  •  

    *SORU 50*

     
    Soru:
    Soru #30 hakkinda bende bir aciklama yapmak istiyorum. Aslinda o gramer kitapindaki cumle yanlis. "Drop" bildigimiz gibi fiildir. "Litter", cop dokuntusu anlaminda kulandigin zaman o da bir fiildir. Yani iki fiil oyle yan yana olmaz. Dogru cumle olmasi icin "Passengers are requested not to litter" yeter. "Litter" yapmak zaten copu yere atmak, oturdugun yere birakmak anlaminda. Yani copletmek hareketi.

    Kamil Bodur / Giresun


    Cevap:
    litter kelimesini fiil olarak incelerseniz "Make a place messy by strewing garbage around" Türkçe anlamıyla "kirletmek, pisletmek" anlamı çıkmaktadır. Ayrıca sözlükten inceleyiniz litter kelimesini isim olarak da kullanıldığını göreceksiniz. drop litter ifadesinde iki fiil değil, fiil + isim olarak kullanılmaktadır. sizin cümlenizdeki anlam usule uygun düşmüyor yani, "yolcuların pisletmemesi (kirletmemesi) rica olunur" gibi bir anlam çıkar sizin cümlenizde. Böyle bir ifade hiç resmi değildir. Kamu alanlarında böyle gayri resmi bir ifadenin hoş karşılanmayacağı açıktır. drop litter ifadesinde "litter" isim olarak kullanılmaktadır. çöp anlamına gelmektedir. "Passenger are requested not to drop litter: yolcuların çöp atmaması rica olunur" daha usule uygun bir ifadedir.


     

     
    *SORU 49*

     
    Soru:
    Merhaba,
    Sormak istediğim bir sey var. Present perfect simple ile present perfect continious arasındaki farklılıklar tam olarak nedir? Kitapaları okuyorum ama bir türlü anlamıyorum. Cevap verebilirseniz çok sevinirim.

    Necla Böcek / Diyarbakır


    Cevap:
    İki zaman arasındaki temel fark şudur: Present Perfect tense'de eylem şimdi bitmiştir, etkisi şu an içindir. Present Perfect Continuous Tense de ise eylem şu anda devam etmektedir ve devam edecektir.
    Örnek :
    I have lost my key. (anahtarımı kaybettim. (şu anda kayıp. )
    I have been looking for my key. (anahtarımı aramaktayım. (aramaya devam ediyorum ve edeceğim.)


     

     
    *SORU 48*

     
    Soru:
    Merhaba,
    "I'm trying a boring work" cümlesini kullanmak doğru mu? Sıkıcı bir işle uğraşıyorum anlamını vermek isterken böyle bir cümle kurmak doğru mudur?

    Gül Taşkaya / Ankara


    Cevap:
    Hayır. "try" kelimesi denemek, çabalamak, gayret sarfetmek anlamına geliyor. "I am trying a boring work" derseniz şöyle bir anlam çıkar. "Ben can sıkıcı bir iş deniyorum."
    "deal with = uğraşmak, ilgilenmek, iş yapmak" anlamlarına gelir bu fiil sizin vermek istediğiniz anlamı verecektir.
    I am dealing with a boring job (work) = Sıkıcı bir işle uğraşıyorum.


     

     
    *SORU 47*

     
    Soru:
    Merhaba,
    Benim sormak istediğim may,might,will,may be able to, might be able to, may be able to, will be able to , we won't be able to... Bunların cümleye ne gibi anlamlar kattıklarını ve birbirlerinden farklarını öğrenmek istiyorum. Yani araştırdığım kadarıyla 'will' hepsinden daha kesin bir anlam taşıyor. 'may' ve 'might' aynı anlamda e bilirlik yani ihtimal katıyor. 'be able to' da beceri anlamına geliyor. Peki o zaman 'will be able to' dediğimizde 'e bilirlik' mi 'beceri' mi sözkonusu? Anlamlarıyla birlikte açıklarsanız sevinirim. Teşekkürler...

    Hande Bakanoğulları / İstanbul


    Cevap:
    'Be able to' ile 'can' aynı anlamı taşır ve 'becerileri' anlatırız. Kullanım bakımından farklıları vardır. Anlam olarak farkı 'can' ile hem beceriler hem de ihtimal anlatılırken, 'be able to' ise daha çok özel durumlar için gereken becerileri ifade eder. Sizin sorunuz daha çok kullanım farkıyla ilgili. Bu farkı anlamak oldukça kolaydır. Dikkat ediniz; 'Can' ile fiil yalın halde kullanılır ve diğer kiplerlerle kesinlikle kullanılmaz. İşte bu durumlarda, yani 'may', 'might', 'will' ile beceri anlatmak istediğimizde 'Can' değil 'be able to' kullanırız.
    Örnekler;
    He can swim very far.
    We can help them.
    I might be able to come late tomorrow. ('I might can come late' olmaz.)
    Anlamı: Yarın geç gelebilirim. (Bir ihtimal geç gelebilirim.)
    They will be able to win the match. ('I will can win the match' olmaz.)
    Anlamı: Onlar maçı kazanabilecekler. (gelecekte o becerileri olacak.)
    He has been able to finish all the work. (' He has could finish' olmaz.)
    Anlamı: Tüm işi bitirebildi. (Bitirmeyi becerdi.)
    I would like to be able to speak English. (' I would like to can speak English' olmaz.)
    Anlamı: İngilizce konuşabilmeyi istiyorum. (Öyle bir becerim olsun istiyorum.)


     

     
    *SORU 46*

     
    Soru:
    Bir cümleyi olumsuz yapmak için yardımcı fiil yanına not yerine bazen no yazılıyor örnek ;
    The man wasn't happy
    They had no house to live in
    Arada bir fark var mı? no ile hangi cümleleri olumsuz yapabiliriz?
    Hizmetleriniz ve yardımlarınız için teşekkürler.

    Bora Gökcan / İstanbul


    Cevap:
    Cümleyi olumsuz yapmak için daima "not" kullanılır ama bazen sizin söylediğiniz gibi "no" kullanılmaktadır, fakat bu kullanım farklıdır ve not.... any kullanamı ile aynıdır.
    Örnek:
    I don't have any time. : hiç vaktim yok.
    I have no time. : hiç vaktim yok.


    Bu iki kullanımdaki anlam aynıdır. Any kullandığımızda not da ekleyerek olumsuzluk veriririz.
    No kullandığımızda "no" olumsuzluk verdiği için tekrar "not" kullanmayız.

    Dikkat ediniz, sizin cümlenizde olduğu gibi "no" isimden önce kullanılmıştır. "They had no house to live in."
    "The man wasn't happy." cümlesini The man was no happy şeklinde olumsuz yapamayız Çünkü "happy" sıfattır ve "No" isimden önce ve "hiç" anlamında kullanılır.

    Örnekler:
    We didn't study any lesson yesterday.
    We studied no lesson yesterday.

    There isn't any sugar in the coffee.
    There is no sugar in the coffee.


     

     
    *SORU 45*

     
    Soru:
    Don't forget, Remember to, Be sure not to, Make sure to. Bunların tam olarak anlamları nedir ve ne zaman kullanılır?

    Tülay Yavuz / İstanbul


    Cevap:
    Bu kelimeler, ikaz, tavsiye ve öğüt amacıyla kullandığımız kelimelerdir. İşte anlamları ve örnek cümleler;

    don't forget = unutma
    (don't forget to take your umbralla = şemsiyeni almayı unutma.)
    Remember to = ..(fiil)..mayı hatırla
    (remember to bring your camera. = fotoğraf makinanı getirmeyi unutma.)
    Be sure not to = ..(fiil)..mamaya emin ol
    (be sure not to write your email address wrongly.= email adresini yanlış yazmadığından emin ol.)
    Make sure to = ..(fiil)..maya emin ol
    (be sure to write your email address correctly. = email adresini doğru yazdığından emin ol.)


     

     
    *SORU 44*

     
    Soru:
    Ben 'was, were' konusunda çok takılıyorum. Şu an bir ingilizce kursuna gidiyorum ama bu konuyu hala anlayamadım. Mesela 'The hotel rooms were clean.' diyoruz burada otelin odaları temizdi deniyor. Bunu geçmiş zamanda 'were' kullanmadan söyleyemez miyiz ya da 'We stayed in Oasis hotel.' diyoruz burada niye 'was' ya da 'were' kullanmıyoruz? Açıklarsanız sevinirim. Teşekkürler...

    Hande Bakanoğulları / İstanbul


    Cevap:
    İlk önce şunu iyi anlamalıyız; İngilizcede fiileri iki gruba ayırırız. Birinci grup 'to be' (olmak) filli, İkinci grup ise diğer fiillerin hepsi, 'Other verbs' yani 'go, come, speak, play ......' Bu ayırımı anlarsanız, bu problemden kurtulursunuz. İki grup 'Olmak ve diğer filler'. Olmak fiilinin yani 'to be' fiilinin geniş zamanda; am, is, are, geçmiş zamanda was, were olduğunu bildiğinizi sanıyorum. 'To be' ile biz neleri anlatırız? Önemli olan bunu anlamanız. Bu çok basit, 'to be' ile biz ne, nerede, nasıl olduğumuzu, başkaların ne, nerede, nasıl olduğunu anlatırız. Örneğin, benim öğretmen olduğumu (I am a teacher) anlatabiliriz. Sizin öğrenci olduğunuzu (You are a teacher.) anlatabiliriz. Şu anda onun evde olduğunu (He is at home) , onların yorgun olduklarını (They are tired.), Otel odalarının geçmişte temiz olduğunu (The hotel rooms were clean.) anlatabiliriz. Olmak fiilinin dışındaki tüm fiiler mesela kalmak (stay) fiili ile Oasis otelinde kaldığımızı (We stayed in Oasis Hotel.) anlatabiliriz. Aşağıdaki örnek cümleleri inceleyiniz. Başarılar.

    Örnek;
    To be (present)
    He is a doctor. (O doktordur.) (Onun doktor olduğunu ifade ediyor.)
    She is in the school. ( O okuldadır.) (Onun okulda olduğunu ifade ediyor.)
    To be (Past)
    He was very tired. (O çok yorgundu.) (Onun çok yorgun olduğunu ifade ediyor.)
    They were at home. (Onlar evdeydi.) (Onların evde olduklarını ifade ediyor.)

    Other verbs (present)
    He goes to school. (O okula gider.)
    She listens to the music (O müzik dinler.)
    Other verbs (past)
    He played tennis yesterday. (O dün tenis oynadı.)
    They stayed in the hotel. (Onlar otelde kaldılar.)


     

     
    *SORU 43*

     
    Soru:
    Hopelessly , kelimesinin sözlük anlamı ümitsizlik olmasına rağmen “He was HOPELESSLY in dept to his landlady “ cümlesi “ Ev sahibi kadına BİR HAYLİ borcu vardı “ olarak çevrilmiş. Acaba neden bir hayli anlamındaki “ very a lot “ kullanılmak yerine böyle bir ifade kulanılmış? Birde attendance kelimesi “ The landlady who provided him with garret, diners and ATTANDANCE “ cümlesinde “ Yemek ve ÖBÜR HİZMETLER DE içinde olmak üzere kiralamıştı “ olarak çevrilmiş acaba bunun sebebi nedir? Cevabınıza şimdiden teşekkür ederim. Sevgiler...

    İsmail Adıgüzel / Malatya


    Cevap:
    Merhaba, bu çevirileri bir hikaye kitabından almış olmalısınız. İngilizce ve Türkçe denklerini kontrol etmeniz faydalı bir davranış. Öncelikle çeviride kelime çevirisi yapılmamalıdır. Eğer kelimelere takılır ve o kelimeyi kullanacağım diye düşünür ve bu sizde takıntı yaparsa çok bozuk ve ifadesi zayıf ya da komik çeviriler yaparsınız. Sitemizdeki Funny Translations sayfasına bakınız. Bu cümlelerdeki çevirilerde çevirmen cümlenin anlamı üzerinde durmuş ve doğru yapmış. Türkçedeki en yaygın ve kullanımı doğal olan ifadeye vermeye çalışmış. Gönül isterki o kelimeye uygun tam karşılığı verebilecek ifadeyi verebilseydi daha başarılı ve kusursuz olurdu. Bazı başarılı çevirmenler mutlaka böyle ifadeleri verebilecek yetenekleri vardır. Bu tamamen yeteneğe, yazma ve ifade kabiliyetine bağlı.
    Nasıl edebiyatta usta kalemler ve usta yazarlar vardır, çevirmenlerin de usta olanları böyle yeteneği olanlar olsa gerek. Bahsettiğiniz cümleyi çevirmen kelime kelime "Ev sahibi kadına ümitsizce borç içindeydi." şeklinde çevirseydi çok kötü bir çeviri olacaktı ve Türkçede ifade edilmemiş, komik ve saçma bir ifade vermiş olacaktı. İkinci cümledeki öbür hizmetler ifadesini cevirmen kendi tercihini kullanmış ve böyle bir yorum yapmıştır.
    O yüzden çevirilerde kelimemin denkliğini aramamalısınız ve anlam üzerinde durmalısınız. Gerektiğinde yorum yapmaktan kaçınmamalısınız.


     

     
    *SORU 42*

     
    Soru:
    İngilizce sözlüklerde kelimelerin farklı versiyonları için be, become (örn. lower:alçaltmak; become low:alçalmak) kullanılmaktadır. Bunun manası nedir? Niçin kullanılıyor? Bir örnek vererek gösterirseniz sevinirim.

    Fatih Güleç / Ankara


    Cevap:
    İki ifadede kullanım farkı vardır. lower kelimesi 'derece, güç ve miktarda azalmak, alzaltmak veya alçalmak, alçaltmak.' anlamında kullanılır. Örnek bir cümle verelim:
    They have lowered the prices. (fiyatları alçalttılar.) Lower bu cümlede görüldüğü gibi nesne ile kullanılabilmiştir ve transitive'dir.
    Bu ifadeyi become ile veremeyiz yani they have become low the prices diyemeyiz ancak
    The prices became low. (fiyatlar alçaldı.) şeklinde bir cümle kurabiliriz.

    'become low' ifadesinde derece, güç ve miktarda düşük hale gelmek anlamı vardır. Burada "become" hale gelmek, dönüşmek anlamı verir. Bir değişim ve başkalaşma ifadesi vardır. Eski halden yeni bir hale geçiş vardır.
    Become + adjective yapısına pek çok örnek verebiliriz.
    John became angry. (Kızgınlaştı. Kızgın değildi ama onu birşey kızgın yaptı.)
    It becomes easy. ( Kolaylaşır. Önce kolay değildi ama artık kolay hale gelir.)
    The weather became cloudy. (Hava bulutlaştı. Hava önce açıktı ama sonra bulutlu hale geldi.)


     

     
    *SORU 41*

     
    Soru:
    Simple Present Perfect tense ile simple past tense'in ayrımını anlayamadım.

    Adnan Gümüş / Denizli


    Cevap:
    Simple Past tense'de eylem geçmişte başlamış ve yine geçmişte bitmiştir. Present Perfect Tense'de ise eylem geçmişte başlamış olmasına karşın henüz şimdi bitmiştir. Işte püfnoktası budur. Daha kısa bir deyişle, eylemler Simple Past Tense'de geçmişte bitmiştir. Present Perfect Tense'de şimdi bitmiştir.

    Örnekler:
    The cat ate the meat. Kedi eti yedi.(geçmişte, çok önceden yedi, şimdi yerine et alınmış olabilir.)
    The cat has eaten the meat. Kedi eti yedi. (biraz önce, şimdi yedi, et yok.)

    I washed my hair. Saçımı yıkadım. (geçmişte, çok önceden yıkadım. Şimdi kirli veya temiz bilmiyoruz.)
    I have washed my hair. Saçımı yıkadım. (biraz önce, şimdi yıkadım ve saçım şu anda temiz ve prıl prıl.)
     

     

    *SORU 40*

     
    Soru:
    İngilizceyi hiç bilmiyorum. İngilizce öğrenmek için dersaneye gitme şansım yok. Kişisel çabamla öğrenebilirmiyim? İnterneti kullanmam sınırlı. Ne yapmam gerekir? Tavsiyeleriniz nelerdir?

    Hanifi Güzel / Ankara


    Cevap:
    İngilizceyi öğrenme isteği ve azmi içinde olmanız önemli bir etken. Tabiki kişisel çabanızla ingilizce öğrenebilirsiniz, fakat bu öğrenmenin süreci dersaneye gidememe ve interneti de sınırlı kullanma durumunu göz önünde tutarsak daha uzun olabilir. Edinebildiğiniz her türlü kaynaktan faydalanmaya çalışın. Kitaplar, ingilizce eğitim setleri, öğretmen, arkadaş, internet, vesaire. İçinizde ilgi istek ve azim olduğu sürece mutlaka bir yol ve yöntem bulup onu öğrebileceğinizden hiç kuşkunuz olmasın. Nice kişiler vardır, kursa gider, eğitim setleri alır ama hiç birşey öğrenemez. Kursu iyi takip edemez, eğitim setini kütüphanesinin raf süsü yapar. Nice kişiler vardır ki böyle bir fırsatı yakalayamaz ama kendi çabalarıyla o kişilerden kat kat bilgi sahibi olabilirler. İyi çalışmalar diliyoruz.

     
    *SORU 39*

     
    Soru:
    Have, has her zaman kafamı karıştırıyor. Bildiğim kadarıyla 4 zamanda kullanılıyor fakat benim size sormak istediğim geçmiş zamanda ne zaman have - has ne zaman did geliyor hep karıştırıyorum. Teşekkürler. İyi çalışmalar.

    Burak Ege / İstanbul


    Cevap:
    Have-Has fiil olarak sahip olmak, malik olmak anlamına gelir, bazı zamanlarda da yardımcı fiil olarak kullanılır. Have-has'in bazı zamanlara göre kullanımını aşağıda örneklerle gösteriyoruz:

    Simple Present Tensede 'have' esas fiil olarak kullanılır.
    We have a car.
    They don't have money.
    She has lunch at 12.00 everyday.
    Does he have any brothers or sisters?

    Simple Past Tensede 'have' esas fiil olarak kullanılır.
    We had a good time in the party
    Did you have dinner in the restaurant?
    They didn't have any trouble.

    Have got- has got ile 'have' yardımcı fiil olarak kulanılır.
    I have got a headache.
    He hasn't got any money.
    She has got some problems.
    Has he got a car?

    Present Perfect Tensede 'have' yardımcı fiil olarak kullanılır.
    I have never been to New York.
    We haven't bought anything in the market.
    Have you ever read his book?
    We have had a good time.

    Present Perfect Continuous Tensede 'have' yardımcı fiil olarak kullanılır.
    She has been studying English for five years.
    Have you been watching the film since 10.30.
    They haven't been chatting for two hours.
     

     
    *SORU 38*

     
    Soru:
    İyi günler! Kafama takılan bir soru var acaba bana yardımcı olur musunuz? Quiz 6'da yer alan bir sorunuzu tam olarak anlayamadım. Soru şu :''she remembers the boy's name now''.cümledeki 'now' acaba yanlış mı kullanılmış? Teşekkürler

    Seda Torun / Ankara


    Cevap:
    "She remembers the boy's name now" cümlesinde bir hata yoktur. Sanırım siz NOW zaman zarfının şimdiki zamanda kullanıldığını biliyorsunuz. Böyle düşünmekte haklısınız. 'NOW' zaman zarfı Present Continuous Tense'de kullanılır ve siz doğal olarak "bu cümle 'She is remembering' gibi olması gerekir veya 'NOW' Simple Present tense ile kullanılmaz" şeklinde düşündünüz. İngilizcede bazı fiiller vardır 'remember, forget, understand, like, love, hate, vb.' bu fiiller Present Continuos Tense'de kullanılmazlar. Simple Present tense olarak kullanılırlar ve verdikleri anlam Present Continous Tense gibidir ve bu fiillerle Simple Present Tense olarak kullanırken 'NOW' zaman zarfı ile kullanabiliriz.

     
    *SORU 37*

     
    Soru:
    How do you do'nun anlamını ögrenmek istiyorum. Bazıları sadece tanışmalarda memnun oldum anlamında bazıları da nasılsın olarak kullanıyor. Bunun dogrusu nedir? Amerika ve İngiliz ingilizcesine göre fark mı ediyor?

    Bora Gökcan / İstanbul


    Cevap:
    How do you do. ifadesi sadece tanışırken her iki kişinin birbirine söylediği bir söz. ve bu sözü kullanırken soru soruyormuş gibi tonlama yapılmaz ve yazarken de soru işareti konmaz. Yeni tanışmış iki kişinin birbirine söylediği bu sözü Türkçeye çevirirken tabiki benzerlerini bularak çeviririz. Biz Türkçe'de tanışırken birbirimize bazen 'memnun oldum' bazen de 'nasılsınız' deriz. Dolayısıyla ikisi de bu ifadenin Türkçe karşılığı olarak verilebilir. Amerikan İngilizcesi ya da İngiliz İngilizcesi farkı yoktur. İngilizler tarafından daha yaygın kullanılır ve tanışma esnasında söylenen ilk sözdür. Amerikalılar daha çok 'nice to meet you' ya da 'pleased to meet you' ifadesini tercih ederler.

     
    *SORU 36*

     
    Soru:
    Merhaba, Sitenizi çok iyi takip ediyorum. İnşallah en kısa zamanda eksik bölümlerde tamamlanır. İngilizceyi yıllardır seven ama öğrenmek için yeni zaman bulanlardanım. Sorum, çoğul yapmam gereken kelimeleri mesala sonu "ce" (patience) ile biten kelimeye yanlız "s" veya "ty" ile biten kelimeyi ne şekilde çoğul yapacağımın ayrımını nasıl yapabilirim?

    Ceyda Göksu / Çanakkale


    Cevap:
    İngilizce isimleri iki gruba ayırıyoruz. Countable (sayılabilir) ve Uncountable (sayılamaz).
    Sayılamayan isimler doğal olarak çoğul yapılamaz. 'Patience' bu gruba giren kelimelerden biridir. Yani çoğul yapılamaz. Bazı isimlerin sayılabilir olup olmadığından emin olmadığımız durumlarda en yakın başvuru kaynağımız sözlüklerdir. Kaliteli her sözlükte bu açıklama mutlaka yer alacaktır.
    Uncountable için [U], countable için [C] açıklamasından anlayabilirsiniz.
    Gelelim sonu "s" veya "ty" ile biten isimlere, bunlar countable ise sonu 's', 'ch', 'sh' ile biten isimlere 'es' ekleriz. Örnek: glasses, dresses, matches, brushes Sonu 'ty' ile biterse 'y' silinir ve 'ies' eklenir.
    Örnek: universities, cities gibi. Bu durum sadece 'ty' için değildir. Benzerleri Baby-babies, fly-flies, cry-cries gibi. Kural şudur. 'y'den önce sesiz bir harf varsa 'y' , 'i'ye dönüşür ve 'es' eklenir. 'y'den önce sesli bir harf varsa 'y' değişmez ve sadece 's' eklenir. Örnek: boys, toys, rays

     
    *SORU 35*

     
    Soru:
    İngilizceyi az çok konuşuyorum ancak dinlerken anlamakta çok büyük bir sorunum var. Ne yapmam gerekir?

    Ali Doğan/ Ankara


    Cevap:
    Genelde dinlerken anlayamama her ingilizce öğrenen öğrencinin başlangıçta şikayette bulunduğu bir konudur.
    Bir İngilizi, ya da Amerikalıyı başlangıçta anlayamamanız normal, çünkü kullandıkları kelime ve telaffuz ve tonlama almış olduğunuz ingilizce eğitimi doğrultusunda anlama kabiliyetini etkilemektedir.
    Öncelikle doğru teleffuz ve doğru tonlama çok önemli, bunu kazanabilmeniz için sesli olan yazılı metinler bulup dinlemeniz ve bunları taklit etmeniz gerekir. Sesli metinleri dinledikten sonra aynısını kendi sesinizden kayda alıp dinlemeniz faydalı olacaktır. Çeşitli metinleri sesli olarak okumanız, mümkünse birine okutup dinlemeniz, ayrıca ingilizce yayın yapan radyo, TV, müzik gibi görsel ve sesli yayınları takip etmeniz de anlama kabiliyetinizi geliştirmenize katkıda bulunacaktır.

     

     
    *SORU 34*

     
    Soru:
    Selam benim sorunum ingilizce kelimeleri nasıl ezberlerim? Hafızamda nasıl tutarım? Ana dil seviyesinde nasıl ingilizce sahibi olabilirim?

    Batuhan Göktürk / İstanbul


    Cevap:
    İngilizce kelimeleri cümle içinde aklınızda daha kolay tutabilirsiniz. Bir kelimeyi cümlede kullanılmış haliyle not alın ve benzerlerini kurmaya çalışın ve bunları zaman zaman tekrar edin. Fırsat buldukca bu kelimeyi cümlelerinizde aktif olarak kullanmaya çalışın.
    Örneğin ingilizce yazıştığınız bir arkadaşınıza yazarken o kelimeyi kullanın. İngilizce sohbet odalarında sohbet esnasında kullanın. Mutlaka o kelime hafızanızda kalacak ve kelime dağarcığınıza yerleşecektir.
    Kelimeleri kullandıkca ve kullanmaya çalıştıkca, kullanabileceğiniz ortamı oluşturduğunuz ve aktif olarak kullandığınız müddetce ana dil seviyesinde olmasa da oldukça iyi seviyede bir ingilizce bilgisine erişebileceğinizden emin olabilirsiniz. Ana dil seviyesinde bir dili konuşmak o dilin konuşulduğu mekanda, o dili konuşan kişilerle yakın temas halinde olmanızla ancak mümkün olabilir, aksi bir ortamda bunu gerçekleştirmek sadece bir hayal olarak kalacaktır.

     

     
    *SORU 33*

     
    Soru:
    Aşağıdaki 4 cümleden hangisinin passive cümle olduğunu çözemedim. Yardımcı olursanız sevinirim. tesekkurler ve basarilar...
    1) As soon as I get this information, you will be able to informed.
    2) As soon as I get this information, you will be able to be informed.
    3) As soon as I get this information, you will be able to having informed.
    4) As soon as I get this information, you will be able to having been informed.

    Umut Aksu / Toronto


    Cevap:
    Passive yapı (Be + verb3) şeklinde formule edilir. Vermiş olduğunuz dört cümlenin ikincisinde bu yapı görülmektedir (Subject + modal + be + verb3). Diğer cümlelerin hepsi gramer olarak hatalıdır. 'be able to' modal'in devamında fill yalın halde olması gerekir . Modallı Aktif ve pasif yapıyı formüllerle şöyle gösterebiliriz.
    Aktif yapı : (Subject + modal + verb1) Örnek: You should inform me. (Beni bilgilendirmelisin)
    Passive yapı : (Subject + modal + be verb3) Örnek: I should be informed by you. (Tarafınızdan bilgilendirilmeliyim)


     

     
    *SORU 32*

     
    Soru:
    Ingilizcede kullanilan UP kelimesini tam olarak açıklayabilir misiniz? come up, use up, take up, give up gibi.

    Muzaffer / Manchester / uk


    Cevap:
    UP zarfının kullanımı o kadar geniştir ki sözlüğe baktığınızda size 18 tane farklı kullanımı açıklar. Biz bu kullanım farklarını size özetliyoruz.
     1. Yükseğe, yerden yukarıya: Lift up, pick up, come up,
     2. yüksek konumda olmak: be up, fly up,
     3. yaklaşmak: come up,
     4. Kuzey yönünüde: live up North, fly up to Scotland
     5. birine yaklaşmak: come up,
     6. seviyeyi yükseltmek: turn up,
     7. tamamını tüketmek: use up,
     8. eşit parçalara bölmek: divide up,
     9. bağlanmak, katılmak: board up,
    10. biraraya getirmek, toplamak: add up, collect up,
    11. üst tarafta: side up, way up,
    12. dikkat çekmek: come up,
    13. üst seviyede: children of ten up, the fifth floor up,
    14. yukarı aşağı, ileri geri: up and down,
    15. 'ye kadar: up to
    16.Sana bağlı: it's up to you,
    17. zor durumda: up to one's ears/eyes/neck
    18. Yaşasın: Up the Fenerbahçe
    Ayrıca give up, take up gibi iki kelimeden oluşmuş fakat tek bir kelime olarak kullanılan phrasel verb adı verilen bu kelimeleri ezberlemekten başka bir cözüm yolunuz yok. Bunların listesini yakın bir gelecekte sitemizde bulabileceksiniz.

     

     
    *SORU 31*

     
    Soru:
    Merhabalar bana few - a few ile little - a little ın farkını açıklarsanız çok sevinirim

    Gonca / İstanbul


    Cevap:
    little ve few olumsuz düşünceler için kullanılır.
    Örneğin:
    We can't make a cake. We have little sugar. (az şeker var ama yetersiz)
    The party was so boring. There were few people.
    very little ve very few da kullanılabilir.

    a little ve a few ise daha olumlu düşünceler için kullanılır.
    Örneğin:
    There is a little sugar. We can make tea. ( az şeker var ama yeterli)
    We could withdraw our money. They were a few people in the bank.
     

     

    *SORU 30*

     
    Soru:
    İyi günler. Bildiğim kadarıyla drop "inmek, damlamak" manasına ve litter "sedye/tezkere" manasına geliyor. ancak bir gramer kitabında rastladığım şu cümlede iki kelime arasındaki bağı kuramadığım için cümleyi anlayamadım.Cümle şu: Passengers are requested not to drop litter at the airport. Bu konuda beni aydınlatır ve cümlenin ne manaya geldiğini yazarsanız çok memnun olurum.İyi çalışmalar.

    Gürkan Sürat / İstanbul

    Cevap:
    'Litter' kelimesinin tek bir anlamı üzerinde durmuşsunuz ve doğal olarak anlam çıkarmakta zorlanmışsınız oysa litter kelimesinin diğer bir anlamının 'çöp, döküntü' olduğunu sözlükten bulabilseydiniz, cümlenin anlamını çıkartmakta zorlanmayacaktınız. 'drop litter' çöp atmak, çöp dökmek anlamına gelmektedir.
    'Passengers are requested not to drop litter at the airport.' cümlesi de 'yolcuların havaalanında cöp atmamaları rica olunur.' anlamına geliyor.

     

     
    *SORU 29*

     
    Soru:
    Selam, ben simdiki zaman konusunda birşey sormak istiyorum. Türkcedeki gibi ingilizcede de simdiki zamanı her zaman her an için kullanabilir miyim örnek boş zamanında napıyorsun "what are you doing in your free time?" yada "hala onu özlüyor musun?" yada "Aksam sinemaya gidiyor musun?" bir de yapabilecek misin? "in ingilizcesi "will you able to do" ve "Yapabilir miydin" "were you able to do?" mu? Çevrimlerim doğru mu? Değilse dogrusunu siz söyleye bilirmisiniz? ve son olarak "thing" gerçek sey "stuff" elle tutulamayan görülemeyen şeylere denir. Bunlar da doğru mu? Teşekkürler.

    Kenan Ak / A.B.D.

    Cevap:
    Hayır şimdiki zamanı Türkçedeki gibi her zaman ve her an için kullanamayız. Present Continuous tense'i iki şey için kullanırız. Birincisi şu anda yapıyor olduğumuz ve bugünlerde ilerlemekte olan olay ve işleri anlatmak için kullanırız. , ikincisi de yakın gelecekte yapmayı planladığımız ve niyetlendiğimiz işleri anlamak için kullanırız.
    Örnek:
    Şimdiki zaman: I'm reading a book now. (Şimdi kitap okuyorum.)
    They are building a factory there. (Oraya fabriya inşaa ediyorlar.)
    What are you doing at the moment? (Şu anda ne yapıyorsun?)
    Gelecekteki plan: We are going to the cinema tonight. (Bu gece sinemaya gidiyoruz (gideceğiz).)
    What are you doing at the weekend? (Hafta sonu ne yapıyorsun (yapacaksın)?)

    Geniş zamanı kapsayan durumlar için Present Continuous tense değil Simple present tense kullanırız.
    What do you do in your free time? (Boş zamanlarında ne yaparsın (yapıyorsun)?)

    Sorduğunuz türkçe cümlelerin çevirileri: Yapabilecek misin? Will you be able to do it? Yapabilir miydin? Could you do it? Thing (Countable, uncountable): How many things? Stuff (uncountable): How much stuff?

     

     
    *SORU 28*

     
    Soru:
    Merabalar!! Ben lise hazırlık öğrencisiyim. Yeni öğrendiğimiz "for" ile "since" kalıplarını çok karıştırıyorum. Biz "for"u -dır,dir olarak, "since"i ise -den beri olarak gördük ama üç günden beri ders çalışıyorum da oluyor, üç gündür ders çalışıyorum da oluyor. Lütfen bana yardım edin. Şimdiden çok teşekkür ederim. Teşekkürler.

    Özge Soydal / Ankara

    Cevap:
    Merhaba Özge, çok haklısın Türkçeye çevirdiğimizde bazen ikisi de oluyor ve insanın kafası karışıyor. Eminim aşağıdaki açıklamalardan sonra bu konuyu çok iyi anlayacaksın. For'u sayısal sürelerle kullanırız. Sayısal süre ile kasdettiğimiz şudur: a, an, one, four, ten + week, month, year, hour...
    Örnek: For a week, for two days, for ten months, for an hour, for a long time.
    Since ise yukarıda belirttiğimiz sayısal sürenin başlangıcı ile kullanırız. Örneğin; for an hour (bir saattir).
    Bu bir saatin başlangıcı saat 8 olabilir. Yani "since 8 o'clock" (saat 8'den beri) For a week (bir haftadır) Bu bir haftanın başlangıcı Pazartesi olabilir. Yani "since Monday" (Pazartesiden beri) For five years (beş yıldır) Bu beş yılın başlanğıcı 1998 olabilir. Yani "since 1998" (1998'den beri).

     

     
    *SORU 27*

     
    Soru:
    Merhaba, geçen sefer yine bir soru sormuştum cevabını aldım. Teşekkürler ama bir sorum daha var.
    Unless it rains, we'll play football in the garden. Bu cümlede takıldım ve unless'in ordaki asıl görevini
    bana açıklamanız mümkün mü? Cevabınızı bekliyorum. Teşekkürler.

    Ferit Oktay / Siirt

    Cevap:
    Unless şart cümlelerinde olumlu yapı gibi kullanılır fakat anlamı olumsuz if cümlesiyle eşdeğerdir.
    Yani bu şu anlama gelir: unless= if...not Aşağıdaki örnek cümleleri karşılaştırın:

    Unless it rains, we'll play football in the garden.
    If it does not rain, we'll play football in the garden. (Yağmur yağmazsa bahçede futbol oynayacağız.)

    Unless you study, you'll fail this year.
    If you don't study, you'll fail this year. (Çalışmazsan bu yıl başarısız olacaksın.)

    Unless he tells me the truth, I won't forgive him.
    If he doesn't tell me the truth, I won't forgive him. (Bana gerçeği anlatmadıkca onu affetmeyeceğim.)

    Ya da bu şekilde de olabilir:

    If you hurry, you won't miss the bus. (Acele edersen otobusü kaçırmayacaksın.)
    unless you hurry, you'll miss the bus. (Acele etmedikce otobüsü kaçıracaksın.)

    If I finish that work, I'll come to the party. (O işi biririrsem, partiye geleceğim.
    I won't go to the party, unless I finish that work.( O işi bitirmedikce, partiye gelmeyeceğim.)



     

     
    *SORU 26*

     
    Soru:
    Simple Past Tense'de was were ve did ya da (Subject + V2) Nerede was were, nerede did'i kullanacağız? Teşekkürler.

    İlhan Sezer / Ankara

    Cevap:
    Simple Past Tense'i iki bölüme ayırırız. 'To be' (olmak fiili) ve 'Other Verbs' (diğer fiiller). Geçmiş zamanda be fiili was, were olarak kullanılır. Diğer fiillerde ise fiilin geçmiş zaman şekli (Verb2) kullanırız.

    Örnek:
    I was at home yesterday. (Dün evdeydim.) Burada fiil was (oldum)'dur.
    I went to the cafe yesterday. (Dün Pastaneye gittim.) Burada fiil went (gittim)'dir.

    Simple Past Tense'in soru şeklinde was, were ve did ayrımı yaparken fiile bakanız. Eğer olmak fiili varsa doğal olarak was, were öznenin önüne getirilir, eğer özne go, come, swim... gibi diğer fiiller ise yardımcı fiil olarak did kulanılır. Örneğe bakınız:

    Were you at home yesterday? (Dün evde miydin?) 'Was' fiili öznenin önüne getirilerek soru yapılıyor.
    Did you go to the cafe yesterday? (Dün pastaneye gittin mi?) Fiil 'go' olduğu için did yardımcı fiili kullanılıyor.


     

     
    *SORU 25*

     
    Soru:
    Merhabalar! Gerçekten sitenizi çok beğeniyorum. Bana bir konuda yardımcı olmanızı rica ederim. I must veya I have to ve she has to arasındaki fark nedir ? Sorumu en kısa zamanda cevaplarsanız çok sevinirim, Şimdiden çok teşekkür ederim ! Hoşcakalın.

    Nilgün Çoban / Bodrum

    Cevap:
    Merhaba Nilgün! İlgine teşekkürler. 'Must' ile 'Have to' bazen aynı anlamda kullanılmasına rağmen aralarındaki temel farklılık şöyledir; 'Must' ile kişi kendi düşüncesine göre kendini zorunlu tutar fakat 'Have to' ise kişinin kendinden değil başkalarından kaynaklanan bir zorlamayı ifade eder. İşte örnek cümleler:

    I must go home and it is getting dark. (Eve gitmeliyim hava kararıyor.) Kendi kendimi zorluyorum.

    Policemen have to wear uniforms at work. (Polisler işte üniforma giymek zorundadırlar.) Zorlama kendimden değil. Kurallar böyle.

     

     
    *SORU 24*

     
    Soru:
    Merhaba, size yardımlarınızdan dolayı teşekkür ederim. Ben Future Perfect Simple, Future Perfect Continuous, Future Continuous Tense'leri anlayamadım. Türkçe açıklarsınız memnun olurum. Lütfen bana yardımcı olur musunuz? Kendinize iyi bakın.

    Burçin Günay / Ankara

    Cevap:
    Merhaba Burçin, Future Tense'lerle sorunun olduğunu yazmışsın. Sana bu future tenselerle kısaca ne anlama geldiklerini yazayım.
    1-Future Perfect Simple : Gelecekte tamamlanmış, bitmiş olacak olayları anlatırız.
    I will have passed the exam. Sınavı geçmiş olacağım.
    2. Future Perfect Continuous: Gelecekte uzun süre devam etmiş ve etmeyi sürdürecek işleri anlatırız.
    I will have been studying for the exam. Sınav için çalışmakta olacağım. (Çalışmayı sürdürmekte olacağım.)
    3. Future Continous Tense : Gelecekte belli bir zamanda devam edecek olaylar anlatılır.
    I will be studying for the exam at this time tomorrow. Yarın bu saatlerde sınav için çalışıyor olacağım.


     

     
    *SORU 23*

     
    Soru:
    Merhaba! Ben 3 seneyi gecti Australia' ya geleli. Okula da gidiyorum ama hala ingilizcem hiç iyi değil. Konuşulanları %60 anlıyorum ama hala cümle kuramıyorum. Evde ve arkadaslarımla sürekli Türkce konuşuyorum, biliyorum hiç iyi değil ama yapamıyorum. Sizce en iyi yöntem nedir? Lütfen bana yardımcı olur musunuz? Bunun için sizden etkili ve yaptırıcı bir proğram istiyorum. Sizi cok seviyorum. Şimdiden teşekkürler.

    Serap Er / Avustralya


    Cevap:
    Yurtdışında bulunan Türklerden benzer mailler alıyoruz. Örneğin 18. soruda ABD'deki Cüneyt Beye de yardımcı olmaya çalışmıştık. Size de tavsiyelerde bulumak istiyoruz.
    a- Dil kursu haricinde bir Conversation Club'a katılın. Böylece profesyonel bir yardım alabilirsiniz.
    b- Yabancı arkadaşlar edinin ve onlarla sık sık görüşün. Onları evinize davet edin. Siz onlara gidin.
    c- Tv, sinema, tiyatro, video izleyin ve izlediklerinizi anlatın.
    d- Kısa hikaye kitaplarını (yüksek sesle) okuyun.
    e- Diyaloglar okuyun ve ezberleyin. Sesinizi kasete kaydedin ve sık sık dinleyin.
    f- Mektup arkadaşları edinin. Hem yazmanız hem de cümle kurma yeteneğiniz gelişecektir.


     

     
    *SORU 22*

     
    Soru:
    Nalan played with dolls in the past.
    Nalan plays computer games at present.

    Niye 'plays' oldu. 's eklendiğinde çoğul olmuyor muydu? Bana yardımcı olursanız sevinirim. Simdiden çok teşekkür ederim. Saygılarımla.

    Nilgun Çoban / Bodrum


    Cevap:
    S eki sadece çoğul yapmak için kullanılmıyor. İsimlere s, es, ies gibi takılar ekleyerek çoğul yapıyorduk fakat fiillere de benzer şekilde s ekleyebiliyoruz. Fakat sadece Simple Present Tense'de (geniş zamanda) olumlu cümlelerde ve özne he, she, it ise. Aşağıdaki örnek cümlelere bakınız.

    I play tennis.
    You play basketball.
    We play chess.
    They play table tennis.
    He plays volleyball.
    She (Nalan) plays computer games.
    It plays games.


     

     
    *SORU 21*

     
    Soru:
    Merhaba öncelikle sitenizi çok beğendiğimi ve bana çok yardımcı olduğunu belirtmek istiyorum ve başarınızı tebrik ediyorum. Ben ingilizceyi kendi çabalarımla öğrenmeye çalışıyorum ve siteniz bu konuda bana çok faydalı oluyor. Size sorum şu olacak: sayılabilen ve sayılamayan isimlerle kullanılan miktar ve sayı sıfatlarını hep karıştırıyorum bu konuda yardımcı olursanız sevinirim . Teşekürler.

    Murat Çiçek / Balıkesir


    Cevap:
    İlginize ve övgünüze teşekkürler. Sayılamayan isimleri (Uncountable Nouns) anlarsanız sayılabilen isimleri (Countable Nouns) kolay kavrarsınız. Sayılamayan isimler denince aklınıza sıvılar (water, oil, milk, coffee) , sıvıdan katıya dönüşmüş maddeler (ice-cream, butter, chocolate, soap), tozlu maddeler (flour, salt, sugar), tozdan katıya dönüşmüş maddelerdir(dough, bread, cake) . Soğan tek başına sayılabilen bir isimdir fakat onu keser ve ince taneler halinde doğrarsak sayılamayan isim gibi kullanabiliriz. Burada mantık tek ve tane tane olan maddeler sayılabilen, sıvı ve sayılması mümkün olmayan taneciklerden oluşan maddeler de sayılamayan maddelerdir. Sayılamayan maddeler daima tekil olarak kullanılırlar. İşte bir kaç örnek;

    Uncountable Nouns:
    There is some water in the glass.
    There isn't any sugar in the tea.
    Is there any milk in the bottle?

    Countable Nouns
    There are some apples in the basket.
    Are there any students in the classroom?
    There aren't any cars in the street.

    Sayı sıfatlarındaki kullanım ise aşağıdaki gibidir:
    Sadece Countable Nouns ile kullanılan sayı sıfatları: many, a few
    Sadece Uncountable Nouns ile kullanılan sayı sıfatları: much, a little
    Her ikisiye kullanılanlar: Some, any, a lot of

     

     

    *SORU 20*

     
    Soru:
    Do/does nedir? Neden geniş zamanda kullanılmıştır? Nereden doğmuştur? Çok çabuk cevaplarsanız beni çok sevindirmiş olursunuz. Teşekkürler...

    Uğur Öznal / Edirne

    Cevap:
    Do/does kelime anlamı yapmaktır. 'Do' sadece geniş zamanda kullanılmaz fakat geniş zamanda hem yardımcı fiil hem de esas fiil olarak kullanımını görebilirsiniz. Do Geçmiş zamanda, şimdiki zamanda, gelecek zamanda yani tüm zamanlarda kullanılır. İşte size do'nun esas fiil olarak kullanımına birkaç örnek:

    I am doing my homework. ( ödevimi yapıyorum.)
    I do my homework ( Ödevimi yaparım.)
    I did my homework (Ödevimi yaptım.)
    I will do my homework (Ödevimi yapacağım.)

    Do/does yardımcı fiil olarak geniş zamanda ve geçmiş zamanda ('did' olarak) görülür.

    Do you do your homework?        Does she do her homework?
    Did you do your homework?       Did she do her homework?

    'Neden doğmuştur?' sorusuna cevap veremeyiz. İngilizce öğrenirken neden, niçin den çok nasıl sorusunu sormalısınız.

     

     
    *SORU 19*

     
    Soru:
    Passive voice yapıları ile ilgili olarak hangi yapılarda (being) kullanıldığını ve bunun cümleye nasıl bir anlam kattığını öğrenmek istiyorum. Teşekkürleer.....

    Rüstem Karabulut / İstanbul

    Cevap:
    Passive voice yapısı Object + be + Verb3 formülü ile yapılır ve be cümlenin zamanına göre değişir. Örneğin Simple past tense'de was/were, Simple Future Tense'de will be, Present Continuous tense'de ise am/is/are being olarak değişebilir. Sizin sorunuz Passive Voice yapısının Present Continuous Tense olarak kullanımı ile ilgilidir. Daha kolay anlamanız için size bir kaç örnek sunuyorum:
    Simple Past Tense: The building was built.(Bina inşa edildi.)
    Simple Future Tense: The building will be built. (Bina inşa edilecek.)
    Present Continuous Tense: The building is being built.(Bina inşa ediliyor.)

     

     
    *SORU 18*

     
    Soru:

    Bir türlü İngilizcemi ilerletemiyorum. ABD'de yaşıyorum hep Türkçe konuşanlarla birlikteyim. Ne tavsiye edersiniz? Yaşım 37! Teşekkürler.

    Cüneyt Kasap / Rockford-USA


    Cevap:

    Bahsettiğiniz durum Türkler arasında sıkca karşılaştığımız bir problem... Yabancı dili öğrenebilmek için o dilin konuşulduğu ülkede bulunmak yetmiyor--sizin de tecrübe ettiğiniz gibi... O dilin konuşulduğu ortamlarda bulunmanız ve o dili kullandığınız dialoglarda bulunmanız gerek...

    Bunun manası tek yönlü iletişim araçları ile de dil öğrenmenin mümkün olmadığıdır. Yani sadece televizyon seyrederek ya da radyo dinleyerek dili öğrenemezsiniz.... Burada "dialog" anahtar kelime... Karşılıklı iletişimin olacağı; birilerinin sizi dinleyeceği ve o birilerinin söylediklerinin de sizin tarafınızdan dinleneceği ortamlar dil ögrenmenin en ideal ortamlarıdır...

    Bulunduğunuz yerde bu tür ortamlar oluşturabilmenin fırsatlarını arayın... Bunu yaparken de kuracağınız iletişimin sizin açısından bir önemi ve anlamı olmasına dikkat edin... Sadece Ingilizce pratik yapayım da şu kişiyle üç beş laf edeyim de yetmeyebilir...

    Bunu yapmanın bir çok çeşidi olabilir... Şöyle bir örnek vermek mümkün.... Bir konu hakkında bilgi edinmek istemiş olabilirsiniz mesela... Bu konu üzerinde gidip kütüphanede arastırmalar yapın... Kitap okuyun... Ondan sonra bir kütüphane görevlisi ile görüşüp konu hakkında bilgi edinin örneğin... Ondan sonra gidip bir kaç kişi ile mulakat y