|
İngilizce Sorular ve Cevaplar
:
*SORU 54*
|
Soru:
Who reported the crime?
Yukarıdaki cümle simple
past tense de normal bir
soru cümlesidir. Ancak
ben şimdiye kadar simple
past tense de soru
yaparken did
kullanıldığını
biliyordum. Noun clause
falanda değil düpe düz
soru cümlesi bu nasıl
oluyor? Arkadaşlara
falan sorduğumda sen
burada "who did..."
diyemezsin mecburen
böyle kullanmalısın
dediler ama neden?
Hakan Yalçın / Osmaniye
Cevap:
Güzel bir soru! Bu
cümlede who ile özneyi
sormaktayız, bu durum
sadece geçmiş zaman için
geçerli bir durum
değildir, tüm zamanlarda
eğer özne soruluyorsa
yardımcı fiil
kullanılmaz, Aşağıdaki 3
örnek cümlede özne
sorulmaktadır:
Who cooks the dinner in
the restaurant? (does
kullanılmaz)
Who cooked the dinner in
the restaurant? (did
kullanılmaz)
Who is cooking the
dinner in the
restaurant? (is fiilden
önce)
Şimdi, do, does, did
vs gibi yardımcı
fiiller özne ile
ilişkilidir, eğer bir
soru cümlesinde özne
varsa bu yardımcı
fiiller özneden önce
gelir. Yukarıdaki WHO
soruları özneyi sorduğu
için yardımcı fiil
kullanmadık, WHO
sorusunu biz aynı
zamanda ŞAHIS NESNE'sini
sormak için de
kullanırız.
Who does he tell the
story? (Hikayeyi kime
anlatır?)
Who did you ask the
question? (Soruyu kime
sordun?)
Who are they having
lunch with? (Öğle
yemiğini kiminle
yiyorlar?)
Yani, özne soruluyorsa
yardımcı fiil
kullanılmaz çünkü özne
yoktur, nesne
soruluyorsa kullanılır
cünkü özne vardır.
|
|
|
*SORU 53*
|
Soru:
"Japanese army should
not take up any position
in that war" cümlesi ''
japon askerleri bu
savaşta yer almamalıydı
'' anlamına gelirmi?
Ayşe Düzyol / Konya
Cevap:
Hayır o anlama gelmez.
"Japanese army should
not take up any position
in that war"
cümlesindeki anlam
şudur. "Japon askerleri
o savaşta yer
almamalıdır." "yer
almamalıydı"
ifadesini modal verb3
ile verebiliriz yani
cümle şöyle olmalıdır:
"Japanese army should
not have taken up any
position in that war"
Örnek cümleler:
You should study for
your examination.
(Sınavın için
çalışmalısın.)
You should have studied
for your examination.
(Sınavın için
çalışmalıydın.)
|
|
|
*SORU 52*
|
Soru:
"used to" kullanım
alanlarını ve ne şekilde
kullanıldığını bana
açıklarsanız çok memnun
olurum. Şimdiden
teşekkürler.
Ferhan Demircan /
Istanbul
Cevap:
Used to, geçmişte
yapmayı alışkanlık
haline getirmiş ancak şu
anda artık yapmadığımız
eylemleri anlatmak için
kullanırız. 'Used to'
dan sonra eylem yalın
haldedir.Geçmişteki
alışkanlıkları ifade
ettiğimiz için soru
yaparken did ,
olumsuz cümlelerde de
didn't yardımcı
fiilini kullanırız.
Ayrıca olumsuz ve soru
hallerde used to
değil use to
kullanırız.
Örnekleri inceleyiniz:
I used to drink milk
every night but now I
don't. (Eskiden her gece
süt içerdim ama şimdi
içmiyorum.)
Did you use to do your
homework when you were a
student? (Sen
öğrenciyken ödevlerini
yapar mıydın?)
He didn't use to smoke
but now he smokes 20
cigaretes a day.
(Eskiden sigara içmezdi
ama şimdi günde 20
sigara içiyor.)
|
|
|
*SORU 51*
|
Soru:
Merhabalar, Present
Perfect ile kullanılan
for ve since'li
cümlelerde eylemin şimdi
de devam etmesi gerekir
mi? Örnekle açıklarsak:
We have had terrible
weather for two days
cümlesinde kötü hava
hala devam mı ediyor
yoksa bilinmeyen bir
zaman da eylem
tamamlanmış mıdır? (İki
gündür kötü hava
geçiriyoruz veya iki gün
kötü hava geçirdik)
Başka bir örnek: He
has lived in London for
ten years cümlesi,
özne şu anda Londra'da
oturuyor olabilir (10
yıldır Londra'da
oturuyor) şeklinde mi ya
da geçmişte Londra'da on
yıl yaşadı şeklinde mi
yorumlanmalıdır?
Özetle eylem şu anda da
sürekliliğini sürdürüyor
mu, sürdürüyorsa Present
Perfect ile kullanılan
for ve since'in, present
perfect continuos ile
kullanılan for ve
since'den farkı nedir?
Çok teşekkür ederim
yanıtlarsanız, gerçekten
kafam çok karışık.
Özgür Gök / Istanbul
Cevap:
Present perfect Tense
ile iki farklı kullanım
söz konusudur. Kafanızı
karıştıran şey bu
farklılıktır. Verdiğiniz
iki cümle bu farklı
kullanımın örnekleridir.
Present Perfect Tense
ile ;
1- geçmişte
başlamış ama ŞİMDİ
bitmiş, etkisini şimdi
devam ettiren eylemleri
anlatırız. (Birinci
örnek cümlede olduğu
gibi, iki gün kötü hava
geçirdik ve şimdi bitti
ama etkisi hala
üstümüzde.) Başka bir
iki örnek:
I can't find my key. I have lost it. (Anahtarımı
bulamıyorum. Onu
kaybettim.) (Şu anda
kayıp.)
She has
done her homework.
(Ödevini yaptı.) (Şu
anda ödevi bitmiş
durumda.)
2- geçmişten
şimdiye kadar yaşamış
olduğumuz tecrübeler,
olaylar, eylemler. Yani
hayatımızda yaşadığımız
şeyler. (İkinci cümle
buna örnektir. O
hayatında 10 yıl gibi
bir süre londra'da
yaşadı. Şu ana kadar on
yıl geçti.) Bu konuya
uygun bir iki örnek
cümle:
I have
been late for work three
times this week. (Bu
hafta şimdiye kadar işe
üç kez geç kaldım.)
I have
traveled many countries
in Europe. (Avrupada şu
ana kadar pek çok ülkeye
seyahat ettim.)
Present Perfect
Continuous Tense ile
geçmişte başlamış ve
halen devam etmekte olan
ve devam edecek olayları
ve eylemleri anlatırız.
I have
been learning English
for two years. (İki
yıldır ingilizce
öğrenmekteyim.) (Öğrenme
devam ediyor ve devam
edecek.)
Since ve for her iki
zaman için
kullanılabilir ve bu iki
zamanla kullanılan since
ve for aynı şeyi ifade
ederler, hiç bir
farklılıkları yoktur.
|
|
*SORU 50*
|
Soru:
Soru #30 hakkinda bende
bir aciklama yapmak
istiyorum. Aslinda o
gramer kitapindaki cumle
yanlis. "Drop"
bildigimiz gibi fiildir.
"Litter", cop dokuntusu
anlaminda kulandigin
zaman o da bir fiildir.
Yani iki fiil oyle yan
yana olmaz. Dogru cumle
olmasi icin "Passengers
are requested not to
litter" yeter. "Litter"
yapmak zaten copu yere
atmak, oturdugun yere
birakmak anlaminda. Yani
copletmek hareketi.
Kamil Bodur / Giresun
Cevap:
litter kelimesini
fiil olarak incelerseniz
"Make a place messy
by strewing garbage
around" Türkçe
anlamıyla "kirletmek,
pisletmek" anlamı
çıkmaktadır. Ayrıca
sözlükten inceleyiniz
litter kelimesini isim
olarak da kullanıldığını
göreceksiniz. drop
litter ifadesinde
iki fiil değil, fiil
+ isim olarak
kullanılmaktadır. sizin
cümlenizdeki anlam usule
uygun düşmüyor yani,
"yolcuların pisletmemesi
(kirletmemesi) rica
olunur" gibi bir anlam
çıkar sizin cümlenizde.
Böyle bir ifade hiç
resmi değildir. Kamu
alanlarında böyle gayri
resmi bir ifadenin hoş
karşılanmayacağı
açıktır. drop litter
ifadesinde "litter" isim
olarak kullanılmaktadır.
çöp anlamına
gelmektedir. "Passenger
are requested not to
drop litter: yolcuların
çöp atmaması rica
olunur" daha usule uygun
bir ifadedir.
|
|
|
*SORU 49*
|
Soru:
Merhaba,
Sormak istediğim bir sey
var. Present perfect
simple ile present
perfect continious
arasındaki farklılıklar
tam olarak nedir?
Kitapaları okuyorum ama
bir türlü anlamıyorum.
Cevap verebilirseniz çok
sevinirim.
Necla Böcek / Diyarbakır
Cevap:
İki zaman arasındaki
temel fark şudur:
Present Perfect tense'de
eylem şimdi bitmiştir,
etkisi şu an içindir.
Present Perfect
Continuous Tense de ise
eylem şu anda devam
etmektedir ve devam
edecektir.
Örnek :
I have lost my key.
(anahtarımı kaybettim.
(şu anda kayıp. )
I have been looking for
my key. (anahtarımı
aramaktayım. (aramaya
devam ediyorum ve
edeceğim.)
|
|
|
*SORU 48*
|
Soru:
Merhaba,
"I'm trying a boring
work" cümlesini
kullanmak doğru mu?
Sıkıcı bir işle
uğraşıyorum anlamını
vermek isterken böyle
bir cümle kurmak doğru
mudur?
Gül Taşkaya / Ankara
Cevap:
Hayır. "try" kelimesi
denemek, çabalamak,
gayret sarfetmek
anlamına geliyor. "I am
trying a boring work"
derseniz şöyle bir anlam
çıkar. "Ben can sıkıcı
bir iş deniyorum."
"deal with =
uğraşmak, ilgilenmek, iş
yapmak" anlamlarına
gelir bu fiil sizin
vermek istediğiniz
anlamı verecektir.
I am dealing with a
boring job (work) =
Sıkıcı bir işle
uğraşıyorum.
|
|
|
*SORU 47*
|
Soru:
Merhaba,
Benim sormak istediğim
may,might,will,may be
able to, might be able
to, may be able to, will
be able to , we won't be
able to... Bunların
cümleye ne gibi anlamlar
kattıklarını ve
birbirlerinden
farklarını öğrenmek
istiyorum. Yani
araştırdığım kadarıyla
'will' hepsinden daha
kesin bir anlam taşıyor.
'may' ve 'might' aynı
anlamda e bilirlik yani
ihtimal katıyor. 'be
able to' da beceri
anlamına geliyor. Peki o
zaman 'will be able to'
dediğimizde 'e bilirlik'
mi 'beceri' mi
sözkonusu? Anlamlarıyla
birlikte açıklarsanız
sevinirim.
Teşekkürler...
Hande Bakanoğulları /
İstanbul
Cevap:
'Be able to' ile 'can'
aynı anlamı taşır ve
'becerileri' anlatırız.
Kullanım bakımından
farklıları vardır. Anlam
olarak farkı 'can'
ile hem beceriler hem de
ihtimal anlatılırken,
'be able to' ise
daha çok özel durumlar
için gereken becerileri
ifade eder. Sizin
sorunuz daha çok
kullanım farkıyla
ilgili. Bu farkı anlamak
oldukça kolaydır. Dikkat
ediniz; 'Can' ile
fiil yalın halde
kullanılır ve diğer
kiplerlerle kesinlikle
kullanılmaz. İşte bu
durumlarda, yani
'may', 'might', 'will'
ile beceri anlatmak
istediğimizde 'Can'
değil 'be able to'
kullanırız.
Örnekler;
He can swim very far.
We can help them.
I might be able to
come late tomorrow.
('I might can come
late' olmaz.)
Anlamı: Yarın geç
gelebilirim. (Bir
ihtimal geç
gelebilirim.)
They will be able to
win the match. ('I
will can win the match'
olmaz.)
Anlamı: Onlar
maçı kazanabilecekler.
(gelecekte o becerileri
olacak.)
He has been able to
finish all the work.
(' He has could
finish' olmaz.)
Anlamı: Tüm işi
bitirebildi. (Bitirmeyi
becerdi.)
I would like to be
able to speak English.
(' I would like to
can speak English'
olmaz.)
Anlamı: İngilizce
konuşabilmeyi istiyorum.
(Öyle bir becerim olsun
istiyorum.)
|
|
|
*SORU 46*
|
Soru:
Bir cümleyi olumsuz
yapmak için yardımcı
fiil yanına not yerine
bazen no yazılıyor örnek
;
The man wasn't happy
They had no house to
live in
Arada bir fark var mı?
no ile hangi
cümleleri olumsuz
yapabiliriz?
Hizmetleriniz ve
yardımlarınız için
teşekkürler.
Bora Gökcan / İstanbul
Cevap:
Cümleyi olumsuz yapmak
için daima "not"
kullanılır ama bazen
sizin söylediğiniz gibi
"no"
kullanılmaktadır, fakat
bu kullanım farklıdır ve
not.... any
kullanamı ile aynıdır.
Örnek:
I don't have any time. :
hiç vaktim yok.
I have no time. : hiç
vaktim yok.
Bu iki kullanımdaki
anlam aynıdır. Any
kullandığımızda not
da ekleyerek olumsuzluk
veriririz.
No
kullandığımızda "no"
olumsuzluk verdiği için
tekrar "not"
kullanmayız.
Dikkat ediniz, sizin
cümlenizde olduğu gibi "no"
isimden önce
kullanılmıştır. "They
had no house to
live in."
"The man wasn't happy."
cümlesini The man was no
happy şeklinde olumsuz
yapamayız Çünkü "happy"
sıfattır ve "No"
isimden önce ve
"hiç" anlamında
kullanılır.
Örnekler:
We didn't study any
lesson yesterday.
We studied no lesson
yesterday.
There isn't any sugar in
the coffee.
There is no sugar in the
coffee.
|
|
|
*SORU 45*
|
Soru:
Don't forget, Remember
to, Be sure not to, Make
sure to. Bunların tam
olarak anlamları nedir
ve ne zaman kullanılır?
Tülay Yavuz / İstanbul
Cevap:
Bu kelimeler, ikaz,
tavsiye ve öğüt amacıyla
kullandığımız
kelimelerdir. İşte
anlamları ve örnek
cümleler;
don't forget =
unutma
(don't forget to take
your umbralla =
şemsiyeni almayı
unutma.)
Remember to =
..(fiil)..mayı hatırla
(remember to bring your
camera. = fotoğraf
makinanı getirmeyi
unutma.)
Be sure not to =
..(fiil)..mamaya emin ol
(be sure not to write
your email address
wrongly.= email adresini
yanlış yazmadığından
emin ol.)
Make sure to =
..(fiil)..maya emin ol
(be sure to write your
email address correctly.
= email adresini doğru
yazdığından emin ol.)
|
|
|
*SORU 44*
|
Soru:
Ben 'was, were'
konusunda çok
takılıyorum. Şu an bir
ingilizce kursuna
gidiyorum ama bu konuyu
hala anlayamadım. Mesela
'The hotel rooms were
clean.' diyoruz
burada otelin odaları
temizdi deniyor. Bunu
geçmiş zamanda 'were'
kullanmadan söyleyemez
miyiz ya da 'We
stayed in Oasis hotel.'
diyoruz burada niye
'was' ya da
'were'
kullanmıyoruz?
Açıklarsanız sevinirim.
Teşekkürler...
Hande Bakanoğulları /
İstanbul
Cevap:
İlk önce şunu iyi
anlamalıyız; İngilizcede
fiileri iki gruba
ayırırız. Birinci grup
'to be' (olmak)
filli, İkinci grup ise
diğer fiillerin hepsi,
'Other verbs'
yani 'go, come, speak,
play ......' Bu ayırımı
anlarsanız, bu
problemden
kurtulursunuz. İki grup
'Olmak ve diğer
filler'. Olmak
fiilinin yani 'to be'
fiilinin geniş zamanda;
am, is, are,
geçmiş zamanda was,
were olduğunu
bildiğinizi sanıyorum.
'To be' ile biz
neleri anlatırız? Önemli
olan bunu anlamanız. Bu
çok basit, 'to be' ile
biz ne, nerede, nasıl
olduğumuzu, başkaların
ne, nerede, nasıl
olduğunu anlatırız.
Örneğin, benim öğretmen
olduğumu
(I am a
teacher) anlatabiliriz.
Sizin öğrenci
olduğunuzu (You
are a
teacher.) anlatabiliriz.
Şu anda onun evde
olduğunu (He
is at home) ,
onların yorgun
olduklarını
(They are
tired.), Otel odalarının
geçmişte temiz
olduğunu (The
hotel rooms were
clean.) anlatabiliriz.
Olmak fiilinin dışındaki
tüm fiiler mesela
kalmak (stay) fiili
ile Oasis otelinde
kaldığımızı
(We stayed
in Oasis Hotel.)
anlatabiliriz. Aşağıdaki
örnek cümleleri
inceleyiniz. Başarılar.
Örnek;
To be (present)
He is a doctor. (O
doktordur.) (Onun
doktor olduğunu
ifade ediyor.)
She is in the school. (
O okuldadır.) (Onun
okulda olduğunu
ifade ediyor.)
To be (Past)
He was very tired. (O
çok yorgundu.) (Onun
çok yorgun olduğunu
ifade ediyor.)
They were at home.
(Onlar evdeydi.)
(Onların evde
olduklarını ifade
ediyor.)
Other verbs
(present)
He goes to school. (O
okula gider.)
She listens to the music
(O müzik dinler.)
Other verbs (past)
He played tennis
yesterday. (O dün tenis
oynadı.)
They stayed in the
hotel. (Onlar otelde
kaldılar.)
|
|
|
*SORU 43*
|
Soru:
Hopelessly , kelimesinin
sözlük anlamı ümitsizlik
olmasına rağmen “He was
HOPELESSLY in dept to
his landlady “ cümlesi “
Ev sahibi kadına BİR
HAYLİ borcu vardı “
olarak çevrilmiş. Acaba
neden bir hayli
anlamındaki “ very a lot
“ kullanılmak yerine
böyle bir ifade
kulanılmış? Birde
attendance kelimesi “
The landlady who
provided him with
garret, diners and
ATTANDANCE “ cümlesinde
“ Yemek ve ÖBÜR
HİZMETLER DE içinde
olmak üzere kiralamıştı
“ olarak çevrilmiş acaba
bunun sebebi nedir?
Cevabınıza şimdiden
teşekkür ederim.
Sevgiler...
İsmail Adıgüzel /
Malatya
Cevap:
Merhaba, bu çevirileri
bir hikaye kitabından
almış olmalısınız.
İngilizce ve Türkçe
denklerini kontrol
etmeniz faydalı bir
davranış. Öncelikle
çeviride kelime çevirisi
yapılmamalıdır. Eğer
kelimelere takılır ve o
kelimeyi kullanacağım
diye düşünür ve bu sizde
takıntı yaparsa çok
bozuk ve ifadesi zayıf
ya da komik çeviriler
yaparsınız. Sitemizdeki
Funny Translations
sayfasına bakınız.
Bu cümlelerdeki
çevirilerde çevirmen
cümlenin anlamı üzerinde
durmuş ve doğru yapmış.
Türkçedeki en yaygın ve
kullanımı doğal olan
ifadeye vermeye
çalışmış. Gönül isterki
o kelimeye uygun tam
karşılığı verebilecek
ifadeyi verebilseydi
daha başarılı ve
kusursuz olurdu. Bazı
başarılı çevirmenler
mutlaka böyle ifadeleri
verebilecek yetenekleri
vardır. Bu tamamen
yeteneğe, yazma ve ifade
kabiliyetine bağlı.
Nasıl edebiyatta usta
kalemler ve usta
yazarlar vardır,
çevirmenlerin de usta
olanları böyle yeteneği
olanlar olsa gerek.
Bahsettiğiniz cümleyi
çevirmen kelime kelime
"Ev sahibi kadına
ümitsizce borç
içindeydi." şeklinde
çevirseydi çok kötü bir
çeviri olacaktı ve
Türkçede ifade
edilmemiş, komik ve
saçma bir ifade vermiş
olacaktı. İkinci
cümledeki öbür hizmetler
ifadesini cevirmen kendi
tercihini kullanmış ve
böyle bir yorum
yapmıştır.
O yüzden çevirilerde
kelimemin denkliğini
aramamalısınız ve anlam
üzerinde durmalısınız.
Gerektiğinde yorum
yapmaktan
kaçınmamalısınız.
|
|
|
*SORU 42*
|
Soru:
İngilizce sözlüklerde
kelimelerin farklı
versiyonları için be,
become (örn. lower:alçaltmak;
become low:alçalmak)
kullanılmaktadır. Bunun
manası nedir? Niçin
kullanılıyor? Bir örnek
vererek gösterirseniz
sevinirim.
Fatih Güleç / Ankara
Cevap:
İki ifadede kullanım
farkı vardır. lower
kelimesi 'derece, güç ve
miktarda azalmak,
alzaltmak veya alçalmak,
alçaltmak.' anlamında
kullanılır. Örnek bir
cümle verelim:
They have lowered the
prices. (fiyatları
alçalttılar.) Lower bu
cümlede görüldüğü gibi
nesne ile
kullanılabilmiştir ve
transitive'dir.
Bu ifadeyi become
ile veremeyiz yani
they have become low the
prices diyemeyiz
ancak
The prices became low.
(fiyatlar alçaldı.)
şeklinde bir cümle
kurabiliriz.
'become low' ifadesinde
derece, güç ve miktarda
düşük hale gelmek anlamı
vardır. Burada "become"
hale gelmek, dönüşmek
anlamı verir. Bir
değişim ve başkalaşma
ifadesi vardır. Eski
halden yeni bir hale
geçiş vardır.
Become + adjective
yapısına pek çok örnek
verebiliriz.
John became angry.
(Kızgınlaştı. Kızgın
değildi ama onu birşey
kızgın yaptı.)
It becomes easy.
( Kolaylaşır. Önce kolay
değildi ama artık kolay
hale gelir.)
The weather became
cloudy. (Hava
bulutlaştı. Hava önce
açıktı ama sonra bulutlu
hale geldi.)
|
|
|
*SORU 41*
|
Soru:
Simple Present Perfect
tense ile simple past
tense'in ayrımını
anlayamadım.
Adnan Gümüş / Denizli
Cevap:
Simple Past tense'de
eylem geçmişte başlamış
ve yine geçmişte
bitmiştir. Present
Perfect Tense'de ise
eylem geçmişte başlamış
olmasına karşın henüz
şimdi bitmiştir. Işte
püfnoktası budur. Daha
kısa bir deyişle,
eylemler Simple Past
Tense'de geçmişte
bitmiştir. Present
Perfect Tense'de
şimdi bitmiştir.
Örnekler:
The cat ate the meat.
Kedi eti yedi.(geçmişte,
çok önceden yedi, şimdi
yerine et alınmış
olabilir.)
The cat has eaten the
meat. Kedi eti yedi.
(biraz önce, şimdi yedi,
et yok.)
I washed my hair.
Saçımı yıkadım.
(geçmişte, çok önceden
yıkadım. Şimdi kirli
veya temiz bilmiyoruz.)
I have washed my hair.
Saçımı yıkadım.
(biraz önce, şimdi
yıkadım ve saçım şu anda
temiz ve prıl prıl.)
|
|
*SORU 40*
|
Soru:
İngilizceyi hiç
bilmiyorum. İngilizce
öğrenmek için dersaneye
gitme şansım yok.
Kişisel çabamla
öğrenebilirmiyim?
İnterneti kullanmam
sınırlı. Ne yapmam
gerekir? Tavsiyeleriniz
nelerdir?
Hanifi Güzel / Ankara
Cevap:
İngilizceyi öğrenme
isteği ve azmi içinde
olmanız önemli bir
etken. Tabiki kişisel
çabanızla ingilizce
öğrenebilirsiniz, fakat
bu öğrenmenin süreci
dersaneye gidememe ve
interneti de sınırlı
kullanma durumunu göz
önünde tutarsak daha
uzun olabilir.
Edinebildiğiniz her
türlü kaynaktan
faydalanmaya çalışın.
Kitaplar, ingilizce
eğitim setleri,
öğretmen, arkadaş,
internet, vesaire.
İçinizde ilgi istek ve
azim olduğu sürece
mutlaka bir yol ve
yöntem bulup onu
öğrebileceğinizden hiç
kuşkunuz olmasın. Nice
kişiler vardır, kursa
gider, eğitim setleri
alır ama hiç birşey
öğrenemez. Kursu iyi
takip edemez, eğitim
setini kütüphanesinin
raf süsü yapar. Nice
kişiler vardır ki böyle
bir fırsatı yakalayamaz
ama kendi çabalarıyla o
kişilerden kat kat bilgi
sahibi olabilirler. İyi
çalışmalar diliyoruz.
|
|
|
*SORU 39*
|
Soru:
Have, has her
zaman kafamı
karıştırıyor. Bildiğim
kadarıyla 4 zamanda
kullanılıyor fakat benim
size sormak istediğim
geçmiş zamanda ne zaman
have - has ne
zaman did geliyor
hep karıştırıyorum.
Teşekkürler. İyi
çalışmalar.
Burak Ege / İstanbul
Cevap:
Have-Has fiil
olarak sahip olmak,
malik olmak anlamına
gelir, bazı zamanlarda
da yardımcı fiil olarak
kullanılır. Have-has'in
bazı zamanlara göre
kullanımını aşağıda
örneklerle gösteriyoruz:
Simple Present Tensede
'have' esas fiil olarak
kullanılır.
We have a car.
They don't have
money.
She has lunch at
12.00 everyday.
Does he have any
brothers or sisters?
Simple Past Tensede
'have' esas fiil olarak
kullanılır.
We had a good
time in the party
Did you have
dinner in the
restaurant?
They didn't have
any trouble.
Have got- has got
ile 'have' yardımcı fiil
olarak kulanılır.
I have got a
headache.
He hasn't got any
money.
She has got some
problems.
Has he got a car?
Present Perfect Tensede
'have' yardımcı fiil
olarak kullanılır.
I have never been
to New York.
We haven't bought
anything in the market.
Have you ever
read his book?
We have had a
good time.
Present Perfect
Continuous Tensede
'have' yardımcı fiil
olarak kullanılır.
She has been
studying English for
five years.
Have you been
watching the film since
10.30.
They haven't been
chatting for two hours.
|
|
|
*SORU 38*
|
Soru:
İyi günler! Kafama
takılan bir soru var
acaba bana yardımcı olur
musunuz? Quiz 6'da yer
alan bir sorunuzu tam
olarak anlayamadım. Soru
şu :''she remembers the
boy's name
now''.cümledeki 'now'
acaba yanlış mı
kullanılmış? Teşekkürler
Seda Torun / Ankara
Cevap:
"She remembers the boy's
name now" cümlesinde bir
hata yoktur. Sanırım siz
NOW zaman zarfının
şimdiki zamanda
kullanıldığını
biliyorsunuz. Böyle
düşünmekte haklısınız.
'NOW' zaman zarfı
Present Continuous
Tense'de kullanılır ve
siz doğal olarak "bu
cümle 'She is
remembering' gibi olması
gerekir veya 'NOW'
Simple Present tense ile
kullanılmaz" şeklinde
düşündünüz. İngilizcede
bazı fiiller vardır
'remember, forget,
understand, like, love,
hate, vb.' bu fiiller
Present Continuos Tense'de
kullanılmazlar. Simple
Present tense olarak
kullanılırlar ve
verdikleri anlam
Present Continous Tense
gibidir ve bu fiillerle
Simple Present Tense
olarak kullanırken 'NOW'
zaman zarfı ile
kullanabiliriz.
|
|
|
*SORU 37*
|
Soru:
How do you do'nun
anlamını ögrenmek
istiyorum. Bazıları
sadece tanışmalarda
memnun oldum anlamında
bazıları da nasılsın
olarak kullanıyor. Bunun
dogrusu nedir? Amerika
ve İngiliz ingilizcesine
göre fark mı ediyor?
Bora Gökcan / İstanbul
Cevap:
How do you do. ifadesi
sadece tanışırken her
iki kişinin birbirine
söylediği bir söz. ve bu
sözü kullanırken soru
soruyormuş gibi tonlama
yapılmaz ve yazarken de
soru işareti konmaz.
Yeni tanışmış iki
kişinin birbirine
söylediği bu sözü
Türkçeye çevirirken
tabiki benzerlerini
bularak çeviririz. Biz
Türkçe'de tanışırken
birbirimize bazen
'memnun oldum' bazen de
'nasılsınız' deriz.
Dolayısıyla ikisi de bu
ifadenin Türkçe
karşılığı olarak
verilebilir. Amerikan
İngilizcesi ya da
İngiliz İngilizcesi
farkı yoktur. İngilizler
tarafından daha yaygın
kullanılır ve tanışma
esnasında söylenen ilk
sözdür. Amerikalılar
daha çok 'nice to meet
you' ya da 'pleased to
meet you' ifadesini
tercih ederler.
|
|
|
*SORU 36*
|
Soru:
Merhaba, Sitenizi çok
iyi takip ediyorum.
İnşallah en kısa zamanda
eksik bölümlerde
tamamlanır. İngilizceyi
yıllardır seven ama
öğrenmek için yeni zaman
bulanlardanım. Sorum,
çoğul yapmam gereken
kelimeleri mesala sonu
"ce" (patience) ile
biten kelimeye yanlız
"s" veya "ty" ile biten
kelimeyi ne şekilde
çoğul yapacağımın
ayrımını nasıl
yapabilirim?
Ceyda Göksu / Çanakkale
Cevap:
İngilizce isimleri iki
gruba ayırıyoruz.
Countable
(sayılabilir) ve
Uncountable
(sayılamaz).
Sayılamayan isimler
doğal olarak çoğul
yapılamaz. 'Patience' bu
gruba giren kelimelerden
biridir. Yani çoğul
yapılamaz. Bazı
isimlerin sayılabilir
olup olmadığından emin
olmadığımız durumlarda
en yakın başvuru
kaynağımız sözlüklerdir.
Kaliteli her sözlükte bu
açıklama mutlaka yer
alacaktır.
Uncountable için [U],
countable için [C]
açıklamasından
anlayabilirsiniz.
Gelelim sonu "s" veya
"ty" ile biten isimlere,
bunlar countable ise
sonu 's', 'ch', 'sh' ile
biten isimlere 'es'
ekleriz. Örnek: glasses,
dresses, matches,
brushes Sonu 'ty' ile
biterse 'y' silinir ve
'ies' eklenir.
Örnek: universities,
cities gibi. Bu durum
sadece 'ty' için
değildir. Benzerleri
Baby-babies, fly-flies,
cry-cries gibi. Kural
şudur. 'y'den önce sesiz
bir harf varsa 'y' ,
'i'ye dönüşür ve 'es'
eklenir. 'y'den önce
sesli bir harf varsa 'y'
değişmez ve sadece 's'
eklenir. Örnek: boys,
toys, rays |
|
|
*SORU 35*
|
Soru:
İngilizceyi az çok
konuşuyorum ancak
dinlerken anlamakta çok
büyük bir sorunum var.
Ne yapmam gerekir?
Ali Doğan/ Ankara
Cevap:
Genelde dinlerken
anlayamama her ingilizce
öğrenen öğrencinin
başlangıçta şikayette
bulunduğu bir konudur.
Bir İngilizi, ya da
Amerikalıyı başlangıçta
anlayamamanız normal,
çünkü kullandıkları
kelime ve telaffuz ve
tonlama almış olduğunuz
ingilizce eğitimi
doğrultusunda anlama
kabiliyetini
etkilemektedir.
Öncelikle doğru teleffuz
ve doğru tonlama çok
önemli, bunu
kazanabilmeniz için
sesli olan yazılı
metinler bulup
dinlemeniz ve bunları
taklit etmeniz gerekir.
Sesli metinleri
dinledikten sonra
aynısını kendi
sesinizden kayda alıp
dinlemeniz faydalı
olacaktır. Çeşitli
metinleri sesli olarak
okumanız, mümkünse
birine okutup
dinlemeniz, ayrıca
ingilizce yayın yapan
radyo, TV, müzik gibi
görsel ve sesli
yayınları takip etmeniz
de anlama kabiliyetinizi
geliştirmenize katkıda
bulunacaktır.
|
|
|
*SORU 34*
|
Soru:
Selam benim sorunum
ingilizce kelimeleri
nasıl ezberlerim?
Hafızamda nasıl tutarım?
Ana dil seviyesinde
nasıl ingilizce sahibi
olabilirim?
Batuhan Göktürk /
İstanbul
Cevap:
İngilizce kelimeleri
cümle içinde aklınızda
daha kolay
tutabilirsiniz. Bir
kelimeyi cümlede
kullanılmış haliyle not
alın ve benzerlerini
kurmaya çalışın ve
bunları zaman zaman
tekrar edin. Fırsat
buldukca bu kelimeyi
cümlelerinizde aktif
olarak kullanmaya
çalışın.
Örneğin ingilizce
yazıştığınız bir
arkadaşınıza yazarken o
kelimeyi kullanın.
İngilizce sohbet
odalarında sohbet
esnasında kullanın.
Mutlaka o kelime
hafızanızda kalacak ve
kelime dağarcığınıza
yerleşecektir.
Kelimeleri kullandıkca
ve kullanmaya
çalıştıkca,
kullanabileceğiniz
ortamı oluşturduğunuz ve
aktif olarak
kullandığınız müddetce
ana dil seviyesinde
olmasa da oldukça iyi
seviyede bir ingilizce
bilgisine
erişebileceğinizden emin
olabilirsiniz. Ana dil
seviyesinde bir dili
konuşmak o dilin
konuşulduğu mekanda, o
dili konuşan kişilerle
yakın temas halinde
olmanızla ancak mümkün
olabilir, aksi bir
ortamda bunu
gerçekleştirmek sadece
bir hayal olarak
kalacaktır.
|
|
|
*SORU 33*
|
Soru:
Aşağıdaki 4 cümleden
hangisinin passive cümle
olduğunu çözemedim.
Yardımcı olursanız
sevinirim. tesekkurler
ve basarilar...
1) As soon as I get this
information, you will be
able to informed.
2) As soon as I get this
information, you will be
able to be informed.
3) As soon as I get this
information, you will be
able to having informed.
4) As soon as I get this
information, you will be
able to having been
informed.
Umut Aksu / Toronto
Cevap:
Passive yapı (Be +
verb3) şeklinde
formule edilir. Vermiş
olduğunuz dört cümlenin
ikincisinde bu yapı
görülmektedir (Subject +
modal + be + verb3).
Diğer cümlelerin hepsi
gramer olarak hatalıdır.
'be able to' modal'in
devamında fill yalın
halde olması gerekir .
Modallı Aktif ve pasif
yapıyı formüllerle şöyle
gösterebiliriz.
Aktif yapı :
(Subject + modal +
verb1) Örnek: You
should inform me. (Beni
bilgilendirmelisin)
Passive yapı :
(Subject + modal + be
verb3) Örnek: I
should be informed by
you. (Tarafınızdan
bilgilendirilmeliyim)
|
|
|
*SORU 32*
|
Soru:
Ingilizcede kullanilan
UP kelimesini tam olarak
açıklayabilir misiniz?
come up, use up, take up,
give up gibi.
Muzaffer / Manchester /
uk
Cevap:
UP zarfının kullanımı o
kadar geniştir ki
sözlüğe baktığınızda
size 18 tane farklı
kullanımı açıklar. Biz
bu kullanım farklarını
size özetliyoruz.
1. Yükseğe, yerden
yukarıya: Lift up, pick
up, come up,
2. yüksek konumda
olmak: be up, fly up,
3. yaklaşmak: come up,
4. Kuzey yönünüde: live
up North, fly up to
Scotland
5. birine yaklaşmak:
come up,
6. seviyeyi yükseltmek:
turn up,
7. tamamını tüketmek:
use up,
8. eşit parçalara
bölmek: divide up,
9. bağlanmak, katılmak:
board up,
10. biraraya getirmek,
toplamak: add up,
collect up,
11. üst tarafta: side
up, way up,
12. dikkat çekmek: come
up,
13. üst seviyede:
children of ten up, the
fifth floor up,
14. yukarı aşağı, ileri
geri: up and down,
15. 'ye kadar: up to
16.Sana bağlı: it's up
to you,
17. zor durumda: up to
one's ears/eyes/neck
18. Yaşasın: Up the
Fenerbahçe
Ayrıca give up,
take up gibi iki
kelimeden oluşmuş fakat
tek bir kelime olarak
kullanılan phrasel verb
adı verilen bu
kelimeleri ezberlemekten
başka bir cözüm yolunuz
yok. Bunların listesini
yakın bir gelecekte
sitemizde
bulabileceksiniz.
|
|
|
*SORU 31*
|
Soru:
Merhabalar bana few
- a few ile
little - a little
ın farkını açıklarsanız
çok sevinirim
Gonca / İstanbul
Cevap:
little ve few
olumsuz düşünceler için
kullanılır.
Örneğin:
We can't make a cake. We
have little sugar. (az
şeker var ama yetersiz)
The party was so boring.
There were few people.
very little ve very few
da kullanılabilir.
a little ve a
few ise daha olumlu
düşünceler için
kullanılır.
Örneğin:
There is a little sugar.
We can make tea. ( az
şeker var ama yeterli)
We could withdraw our
money. They were a few
people in the bank.
|
|
*SORU 30*
|
Soru:
İyi günler. Bildiğim
kadarıyla drop
"inmek, damlamak"
manasına ve litter
"sedye/tezkere"
manasına geliyor. ancak
bir gramer kitabında
rastladığım şu cümlede
iki kelime arasındaki
bağı kuramadığım için
cümleyi
anlayamadım.Cümle şu:
Passengers are requested
not to drop litter at
the airport. Bu
konuda beni aydınlatır
ve cümlenin ne manaya
geldiğini yazarsanız çok
memnun olurum.İyi
çalışmalar.
Gürkan Sürat / İstanbul
Cevap:
'Litter' kelimesinin tek
bir anlamı üzerinde
durmuşsunuz ve doğal
olarak anlam çıkarmakta
zorlanmışsınız oysa
litter kelimesinin diğer
bir anlamının 'çöp,
döküntü' olduğunu
sözlükten
bulabilseydiniz,
cümlenin anlamını
çıkartmakta
zorlanmayacaktınız. 'drop
litter' çöp atmak, çöp
dökmek anlamına
gelmektedir.
'Passengers are
requested not to drop
litter at the airport.'
cümlesi de
'yolcuların havaalanında
cöp atmamaları rica
olunur.' anlamına
geliyor.
|
|
|
*SORU 29*
|
Soru:
Selam, ben simdiki zaman
konusunda birşey sormak
istiyorum. Türkcedeki
gibi ingilizcede de
simdiki zamanı her zaman
her an için kullanabilir
miyim örnek boş
zamanında napıyorsun
"what are you doing in
your free time?" yada
"hala onu özlüyor
musun?" yada "Aksam
sinemaya gidiyor musun?"
bir de yapabilecek
misin? "in ingilizcesi
"will you able to do" ve
"Yapabilir miydin" "were
you able to do?" mu?
Çevrimlerim doğru mu?
Değilse dogrusunu siz
söyleye bilirmisiniz? ve
son olarak "thing"
gerçek sey "stuff" elle
tutulamayan görülemeyen
şeylere denir. Bunlar da
doğru mu? Teşekkürler.
Kenan Ak / A.B.D.
Cevap:
Hayır şimdiki zamanı
Türkçedeki gibi her
zaman ve her an için
kullanamayız. Present
Continuous tense'i iki
şey için kullanırız.
Birincisi şu anda
yapıyor olduğumuz ve
bugünlerde ilerlemekte
olan olay ve işleri
anlatmak için
kullanırız. , ikincisi
de yakın gelecekte
yapmayı planladığımız ve
niyetlendiğimiz işleri
anlamak için kullanırız.
Örnek:
Şimdiki zaman:
I'm reading a book now.
(Şimdi kitap okuyorum.)
They are building a
factory there. (Oraya
fabriya inşaa
ediyorlar.)
What are you doing at
the moment? (Şu anda ne
yapıyorsun?)
Gelecekteki plan:
We are going to the
cinema tonight. (Bu gece
sinemaya gidiyoruz
(gideceğiz).)
What are you doing at
the weekend? (Hafta sonu
ne yapıyorsun
(yapacaksın)?)
Geniş zamanı kapsayan
durumlar için Present
Continuous tense değil
Simple present tense
kullanırız.
What do you do in your
free time? (Boş
zamanlarında ne yaparsın
(yapıyorsun)?)
Sorduğunuz türkçe
cümlelerin çevirileri:
Yapabilecek misin? Will
you be able to do it?
Yapabilir miydin? Could
you do it? Thing
(Countable,
uncountable): How many
things? Stuff
(uncountable): How much
stuff?
|
|
|
*SORU 28*
|
Soru:
Merabalar!! Ben lise
hazırlık öğrencisiyim.
Yeni öğrendiğimiz "for"
ile "since" kalıplarını
çok karıştırıyorum. Biz
"for"u -dır,dir olarak,
"since"i ise -den beri
olarak gördük ama üç
günden beri ders
çalışıyorum da oluyor,
üç gündür ders
çalışıyorum da oluyor.
Lütfen bana yardım edin.
Şimdiden çok teşekkür
ederim. Teşekkürler.
Özge Soydal / Ankara
Cevap:
Merhaba Özge, çok
haklısın Türkçeye
çevirdiğimizde bazen
ikisi de oluyor ve
insanın kafası
karışıyor. Eminim
aşağıdaki açıklamalardan
sonra bu konuyu çok iyi
anlayacaksın. For'u
sayısal sürelerle
kullanırız. Sayısal süre
ile kasdettiğimiz şudur:
a, an, one, four, ten +
week, month, year,
hour...
Örnek: For a
week, for two days, for
ten months, for an hour,
for a long time.
Since ise
yukarıda belirttiğimiz
sayısal sürenin
başlangıcı ile
kullanırız. Örneğin;
for an hour (bir
saattir).
Bu bir saatin başlangıcı
saat 8 olabilir. Yani
"since 8 o'clock"
(saat 8'den beri) For
a week (bir
haftadır) Bu bir
haftanın başlangıcı
Pazartesi olabilir. Yani
"since Monday"
(Pazartesiden beri)
For five years (beş
yıldır) Bu beş yılın
başlanğıcı 1998
olabilir. Yani "since
1998" (1998'den
beri).
|
|
|
*SORU 27*
|
Soru:
Merhaba, geçen sefer
yine bir soru sormuştum
cevabını aldım.
Teşekkürler ama bir
sorum daha var.
Unless it rains,
we'll play football in
the garden. Bu
cümlede takıldım ve
unless'in ordaki
asıl görevini
bana açıklamanız mümkün
mü? Cevabınızı
bekliyorum. Teşekkürler.
Ferit Oktay / Siirt
Cevap:
Unless şart
cümlelerinde olumlu yapı
gibi kullanılır fakat
anlamı olumsuz if
cümlesiyle eşdeğerdir.
Yani bu şu anlama gelir:
unless= if...not
Aşağıdaki örnek
cümleleri karşılaştırın:
Unless it rains, we'll
play football in the
garden.
If it does not rain,
we'll play football in
the garden. (Yağmur
yağmazsa bahçede futbol
oynayacağız.)
Unless you study, you'll
fail this year.
If you don't study,
you'll fail this year.
(Çalışmazsan bu yıl
başarısız olacaksın.)
Unless he tells me the
truth, I won't forgive
him.
If he doesn't tell me
the truth, I won't
forgive him. (Bana
gerçeği anlatmadıkca onu
affetmeyeceğim.)
Ya da bu şekilde de
olabilir:
If you hurry, you won't
miss the bus. (Acele
edersen otobusü
kaçırmayacaksın.)
unless you hurry, you'll
miss the bus. (Acele
etmedikce otobüsü
kaçıracaksın.)
If I finish that work,
I'll come to the party.
(O işi biririrsem,
partiye geleceğim.
I won't go to the party,
unless I finish that
work.( O işi
bitirmedikce, partiye
gelmeyeceğim.)
|
|
|
*SORU 26*
|
Soru:
Simple Past Tense'de
was were ve did
ya da (Subject + V2)
Nerede was were,
nerede did'i
kullanacağız?
Teşekkürler.
İlhan Sezer / Ankara
Cevap:
Simple Past Tense'i iki
bölüme ayırırız. 'To be'
(olmak fiili) ve 'Other
Verbs' (diğer fiiller).
Geçmiş zamanda be fiili
was, were olarak
kullanılır. Diğer
fiillerde ise fiilin
geçmiş zaman şekli
(Verb2) kullanırız.
Örnek:
I was at home yesterday.
(Dün evdeydim.) Burada
fiil was (oldum)'dur.
I went to the cafe
yesterday. (Dün
Pastaneye gittim.)
Burada fiil went
(gittim)'dir.
Simple Past Tense'in
soru şeklinde was,
were ve did
ayrımı yaparken fiile
bakanız. Eğer olmak
fiili varsa doğal olarak
was, were öznenin
önüne getirilir, eğer
özne go, come, swim...
gibi diğer fiiller ise
yardımcı fiil olarak
did kulanılır.
Örneğe bakınız:
Were you at home
yesterday? (Dün evde
miydin?) 'Was' fiili
öznenin önüne
getirilerek soru
yapılıyor.
Did you go to the cafe
yesterday? (Dün
pastaneye gittin mi?)
Fiil 'go' olduğu için
did yardımcı fiili
kullanılıyor.
|
|
|
*SORU 25*
|
Soru:
Merhabalar! Gerçekten
sitenizi çok
beğeniyorum. Bana bir
konuda yardımcı olmanızı
rica ederim. I must veya
I have to ve she has to
arasındaki fark nedir ?
Sorumu en kısa zamanda
cevaplarsanız çok
sevinirim, Şimdiden çok
teşekkür ederim !
Hoşcakalın.
Nilgün Çoban / Bodrum
Cevap:
Merhaba Nilgün! İlgine
teşekkürler. 'Must' ile
'Have to' bazen aynı
anlamda kullanılmasına
rağmen aralarındaki
temel farklılık
şöyledir; 'Must' ile
kişi kendi düşüncesine
göre kendini zorunlu
tutar fakat 'Have to'
ise kişinin kendinden
değil başkalarından
kaynaklanan bir
zorlamayı ifade eder.
İşte örnek cümleler:
I must go home and it
is getting dark.
(Eve gitmeliyim hava
kararıyor.) Kendi
kendimi zorluyorum.
Policemen have to
wear uniforms at work.
(Polisler işte üniforma
giymek zorundadırlar.)
Zorlama kendimden değil.
Kurallar böyle.
|
|
|
*SORU 24*
|
Soru:
Merhaba, size
yardımlarınızdan dolayı
teşekkür ederim. Ben
Future Perfect Simple,
Future Perfect
Continuous, Future
Continuous Tense'leri
anlayamadım. Türkçe
açıklarsınız memnun
olurum. Lütfen bana
yardımcı olur musunuz?
Kendinize iyi bakın.
Burçin Günay / Ankara
Cevap:
Merhaba Burçin, Future
Tense'lerle sorunun
olduğunu yazmışsın. Sana
bu future tenselerle
kısaca ne anlama
geldiklerini yazayım.
1-Future
Perfect Simple :
Gelecekte tamamlanmış,
bitmiş olacak olayları
anlatırız.
I will have passed
the exam. Sınavı
geçmiş olacağım.
2.
Future Perfect
Continuous:
Gelecekte uzun süre
devam etmiş ve etmeyi
sürdürecek işleri
anlatırız.
I will have been
studying for the exam.
Sınav için çalışmakta
olacağım. (Çalışmayı
sürdürmekte olacağım.)
3.
Future Continous Tense :
Gelecekte belli bir
zamanda devam edecek
olaylar anlatılır.
I will be studying
for the exam at this
time tomorrow. Yarın
bu saatlerde sınav için
çalışıyor olacağım.
|
|
|
*SORU 23*
|
Soru:
Merhaba! Ben 3 seneyi
gecti Australia' ya
geleli. Okula da
gidiyorum ama hala
ingilizcem hiç iyi
değil. Konuşulanları %60
anlıyorum ama hala cümle
kuramıyorum. Evde ve
arkadaslarımla sürekli
Türkce konuşuyorum,
biliyorum hiç iyi değil
ama yapamıyorum. Sizce
en iyi yöntem nedir?
Lütfen bana yardımcı
olur musunuz? Bunun için
sizden etkili ve
yaptırıcı bir proğram
istiyorum. Sizi cok
seviyorum. Şimdiden
teşekkürler.
Serap Er / Avustralya
Cevap:
Yurtdışında bulunan
Türklerden benzer
mailler alıyoruz.
Örneğin 18. soruda
ABD'deki Cüneyt Beye de
yardımcı olmaya
çalışmıştık. Size de
tavsiyelerde bulumak
istiyoruz.
a- Dil kursu
haricinde bir
Conversation Club'a
katılın. Böylece
profesyonel bir yardım
alabilirsiniz.
b- Yabancı
arkadaşlar edinin ve
onlarla sık sık görüşün.
Onları evinize davet
edin. Siz onlara gidin.
c- Tv, sinema,
tiyatro, video izleyin
ve izlediklerinizi
anlatın.
d- Kısa hikaye
kitaplarını (yüksek
sesle) okuyun.
e- Diyaloglar
okuyun ve ezberleyin.
Sesinizi kasete kaydedin
ve sık sık dinleyin.
f- Mektup
arkadaşları edinin. Hem
yazmanız hem de cümle
kurma yeteneğiniz
gelişecektir.
|
|
|
*SORU 22*
|
Soru:
Nalan played with
dolls in the past.
Nalan plays
computer games at
present.
Niye 'plays'
oldu. 's eklendiğinde
çoğul olmuyor muydu?
Bana yardımcı olursanız
sevinirim. Simdiden çok
teşekkür ederim.
Saygılarımla.
Nilgun Çoban / Bodrum
Cevap:
S eki sadece çoğul
yapmak için
kullanılmıyor. İsimlere
s, es, ies gibi takılar
ekleyerek çoğul
yapıyorduk fakat
fiillere de benzer
şekilde s
ekleyebiliyoruz. Fakat
sadece Simple Present
Tense'de (geniş
zamanda) olumlu
cümlelerde ve özne
he, she, it ise.
Aşağıdaki örnek
cümlelere bakınız.
I play tennis.
You play
basketball.
We play chess.
They play table
tennis.
He plays
volleyball.
She (Nalan) plays
computer games.
It plays
games.
|
|
|
*SORU 21*
|
Soru:
Merhaba öncelikle
sitenizi çok beğendiğimi
ve bana çok yardımcı
olduğunu belirtmek
istiyorum ve başarınızı
tebrik ediyorum. Ben
ingilizceyi kendi
çabalarımla öğrenmeye
çalışıyorum ve siteniz
bu konuda bana çok
faydalı oluyor. Size
sorum şu olacak:
sayılabilen ve
sayılamayan isimlerle
kullanılan miktar ve
sayı sıfatlarını hep
karıştırıyorum bu konuda
yardımcı olursanız
sevinirim . Teşekürler.
Murat Çiçek / Balıkesir
Cevap:
İlginize ve övgünüze
teşekkürler. Sayılamayan
isimleri (Uncountable
Nouns) anlarsanız
sayılabilen isimleri
(Countable Nouns)
kolay kavrarsınız.
Sayılamayan isimler
denince aklınıza
sıvılar (water, oil,
milk, coffee) ,
sıvıdan katıya dönüşmüş
maddeler (ice-cream,
butter, chocolate, soap),
tozlu maddeler (flour,
salt, sugar), tozdan
katıya dönüşmüş
maddelerdir(dough,
bread, cake) . Soğan tek
başına sayılabilen bir
isimdir fakat onu keser
ve ince taneler halinde
doğrarsak sayılamayan
isim gibi
kullanabiliriz. Burada
mantık tek ve tane tane
olan maddeler
sayılabilen, sıvı ve
sayılması mümkün olmayan
taneciklerden oluşan
maddeler de sayılamayan
maddelerdir. Sayılamayan
maddeler daima tekil
olarak kullanılırlar.
İşte bir kaç örnek;
Uncountable Nouns:
There is some water
in the glass.
There isn't any sugar
in the tea.
Is there any milk
in the bottle?
Countable Nouns
There are some apples
in the basket.
Are there any
students in the
classroom?
There aren't any cars
in the street.
Sayı sıfatlarındaki
kullanım ise aşağıdaki
gibidir:
Sadece Countable
Nouns ile kullanılan
sayı sıfatları: many,
a few
Sadece Uncountable
Nouns ile kullanılan
sayı sıfatları: much,
a little
Her ikisiye
kullanılanlar: Some,
any, a lot of
|
|
*SORU 20*
|
Soru:
Do/does nedir? Neden
geniş zamanda
kullanılmıştır? Nereden
doğmuştur? Çok çabuk
cevaplarsanız beni çok
sevindirmiş olursunuz.
Teşekkürler...
Uğur Öznal / Edirne
Cevap:
Do/does kelime
anlamı yapmaktır. 'Do'
sadece geniş zamanda
kullanılmaz fakat geniş
zamanda hem yardımcı
fiil hem de esas fiil
olarak kullanımını
görebilirsiniz. Do
Geçmiş zamanda, şimdiki
zamanda, gelecek zamanda
yani tüm zamanlarda
kullanılır. İşte size
do'nun esas fiil olarak
kullanımına birkaç
örnek:
I am doing my homework.
( ödevimi yapıyorum.)
I do my homework (
Ödevimi yaparım.)
I did my homework
(Ödevimi yaptım.)
I will do my homework
(Ödevimi yapacağım.)
Do/does yardımcı
fiil olarak geniş
zamanda ve geçmiş
zamanda ('did' olarak)
görülür.
Do you do your homework?
Does she do her
homework?
Did you do your
homework? Did she
do her homework?
'Neden doğmuştur?'
sorusuna cevap
veremeyiz. İngilizce
öğrenirken neden, niçin
den çok nasıl sorusunu
sormalısınız.
|
|
|
*SORU 19*
|
Soru:
Passive voice yapıları
ile ilgili olarak hangi
yapılarda (being)
kullanıldığını ve bunun
cümleye nasıl bir anlam
kattığını öğrenmek
istiyorum.
Teşekkürleer.....
Rüstem Karabulut /
İstanbul
Cevap:
Passive voice yapısı
Object + be + Verb3
formülü ile yapılır ve
be cümlenin
zamanına göre değişir.
Örneğin Simple past
tense'de was/were,
Simple Future Tense'de
will be, Present
Continuous tense'de ise
am/is/are being
olarak değişebilir.
Sizin sorunuz Passive
Voice yapısının Present
Continuous Tense olarak
kullanımı ile ilgilidir.
Daha kolay anlamanız
için size bir kaç örnek
sunuyorum:
Simple Past Tense:
The building was
built.(Bina inşa
edildi.)
Simple Future Tense:
The building will be
built. (Bina inşa
edilecek.)
Present Continuous
Tense: The building
is being built.(Bina
inşa ediliyor.)
|
|
|
*SORU 18*
|
Soru:
Bir türlü İngilizcemi
ilerletemiyorum. ABD'de
yaşıyorum hep Türkçe
konuşanlarla
birlikteyim. Ne tavsiye
edersiniz? Yaşım 37!
Teşekkürler.
Cüneyt Kasap /
Rockford-USA
Cevap:
Bahsettiğiniz durum
Türkler arasında sıkca
karşılaştığımız bir
problem... Yabancı dili
öğrenebilmek için o
dilin konuşulduğu ülkede
bulunmak yetmiyor--sizin
de tecrübe ettiğiniz
gibi... O dilin
konuşulduğu ortamlarda
bulunmanız ve o dili
kullandığınız
dialoglarda bulunmanız
gerek...
Bunun manası tek yönlü
iletişim araçları ile de
dil öğrenmenin mümkün
olmadığıdır. Yani sadece
televizyon seyrederek ya
da radyo dinleyerek dili
öğrenemezsiniz....
Burada "dialog" anahtar
kelime... Karşılıklı
iletişimin olacağı;
birilerinin sizi
dinleyeceği ve o
birilerinin
söylediklerinin de sizin
tarafınızdan dinleneceği
ortamlar dil ögrenmenin
en ideal ortamlarıdır...
Bulunduğunuz yerde bu
tür ortamlar
oluşturabilmenin
fırsatlarını arayın...
Bunu yaparken de
kuracağınız iletişimin
sizin açısından bir
önemi ve anlamı olmasına
dikkat edin... Sadece
Ingilizce pratik yapayım
da şu kişiyle üç beş laf
edeyim de
yetmeyebilir...
Bunu yapmanın bir çok
çeşidi olabilir... Şöyle
bir örnek vermek
mümkün.... Bir konu
hakkında bilgi edinmek
istemiş olabilirsiniz
mesela... Bu konu
üzerinde gidip
kütüphanede arastırmalar
yapın... Kitap okuyun...
Ondan sonra bir
kütüphane görevlisi ile
görüşüp konu hakkında
bilgi edinin örneğin...
Ondan sonra gidip bir
kaç kişi ile mulakat
y | | | |